| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Yazılar arşiv 12.2008 Other entries in 2008-12 resimler , videolar
 
Dec
21
    
EDA | 21 Aralık 2008 15:46 | 0 fav | etiket: , ,  

Her cinsel ilişki planlı olmayabilir. Bu nedenle de kontraseptif önlem alınmamış olabilir. Kondom yırtılması ve tecavüz gibi istenmeyen durumlarda gebelik riski oluşabilir. Acil kontrasepsiyon bu gibi durumlarda olası gebeliği önlemek için kullanılır. Acil (postkoital) kontrasepsiyon korunmasız cinsel ilişkiden sonra, sürdürülmesi kesinlikle istenmeyen olası bir gebeliğin önlenmesidir. Ilk kez 1960′larda acil kontrasepsiyon amacıyla yüksek doz östrojen kullanılmıştır. 1970′lerde Yuzpe, acil kontrasepsiyonda östrojen ve progesteronu birlikte kullanmıştır. 1976′da ilk kez postkoital RIA(Rahim İçi Araç) bu amaçla kullanılmıştır.

Çiftler korunma konusunda bilinçli ve istekli olsalar bile planlamadıkları bir cinsel ilişki nedeniyle gebelik riski ile karşı karşıya kalabilirler. Yöntem kullanmayı unutma ya da doğru kullanmama yöntem başarısızlığına neden olabilir. Daha da önemlisi cinsel bir saldırı yani tecavüz kadını hiç istemediği bir gebelik riski ile karşı karşıya bırakabilir. Bu yolla oluşabilecek bir gebeliği başlamadan önlemek her kadının tartışılmaz hakkıdır. Acil kontrasepsiyon bir “ikinci şans” yöntemidir.

Uluslararası Aile Planlaması Federasyonu’nun (IPPF) Kasım-1995′te kabul ettiği Üreme Hakları ve Cinsel Haklar Bildirgesi’ne göre (Madde 8); tüm kadınların, üreme sağlığının korunması, güvenli anneliğin sağlanması ve gebeliğin güvenli sonlandırılması için gereken ve tüm kullanıcılar için ulaşılabilir, kabul edilebilir, kullanışlı ve ödeyebilecekleri bir bedel karşılığında bilgi, eğitim ve hizmetlere ulaşma hakkı vardır. Tüm bireyler güvenli, etkili ve kabul edilebilir doğurganlığı düzenleme yöntemlerinden olabildiğince çoğuna ulaşabilme hakkına sahiptir. Tüm bireyler, istenmeyen gebeliklerden korunma yöntemleri içinden kendileri için güvenli ve kabul edilebilir olanı özgürce seçmek ve kullanmak hakkına sahiptir.Tek bir korunmasız ilişkinin siklusun ovulasyon dönemine yakınlığına bağlı olmak üzere %25′lere varan yüksek gebelik riskine neden olabileceği bildirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Acil Kontrasepsiyon için Uluslararası Konsorsiyum Komitesi Başkanı Dr. Paul Van Look “Acil kontrasepsiyon, birçoğu güvenli olmayan düşüklerle sonuçlanan ve kadın sağlığına büyük zarar veren istenmeyen gebeliklerin önlenmesine yardım edebilir” demektedir. DSÖ’ye göre her yıl, istenmeyen gebeliklerin neden olduğu en az 20 milyon güvenli olmayan düşük gözlenmekte ve bunların 80.000′i kadınların ölümü ile sonuçlanmaktadır. Acil kontrasepsiyonun istemli düşükleri de %60 oranında azaltma
potansiyeli vardır.

Acil kontraseptifler gebeliği önleyici yöntemler değillerdir. Gebelik oluştuktan sonra asla etkili değildir, düşük yaptırıcı olarak kullanılmaz.

Acil kontraseptifler gebeliği önleyici yöntemler olarak kabul edilmemelidir. Korunmasız cinsel ilişkiden sonra, sürdürülmesi kesinlikle istenmeyen gebeliklerin, implantasyondan(döllenmiş yumurtanın uterus duvarına yerleşmesi) önce önlenmesidir. Acil kontrasepsiyon gebelik oluştuktan sonra asla etkili değildir, bu durumlarda kullanılmaz ve bu nedenle de düşük yaptırıcı değildir. Acil kontrasepsiyonun düşük yaptırdığı şeklindeki yanlış bilgi yaygındır. Bu da yöntemin sunumuyla ilgili olumsuzluklara yol açmaktadır. Hemen her ülkede acil kontrasepsiyon kullanımı kısıtlıdır. Hizmet sunucuların bilgi eksiklikleri, aile planlaması polikliniklerinde rutin danışmanlık hizmetlerinde acil kontrasepsiyonun olmaması, bilgi düzeyinin potansiyel kullanıcılar arasında da düşük olması, acil kontrasepsiyonun etkili kullanımında temel engelleri oluşturmaktadır.

Acil kontrasepsiyon korunmasız cinsel ilişkiden sonra, sürdürülmesi kesinlikle istenmeyen olası bir gebeliğin implantasyondan önce önlenmesidir.

Risk grubunu oluşturan ergenler ve gençler, acil kontrasepsiyon için nereye başvuracaklarını bilmemekte ve bilse bile bu amaçla hekime başvurmakta zorlanmaktadır. Gebeliğini sona erdirmek isteyen genç kızların bir bölümünün acil kontrasepsiyonu bildikleri ve gebelik risklerinin ayırdında oldukları halde işi şansa bıraktıkları saptanmıştır. Oysa özellikle risk altında olan ergenler, herhangi bir kontraseptif yöntem kullanmayanlar, bariyer yöntem kullananlar bu yöntemden haberdar edilmelidir. Özellikle istenmeyen gebelik riski olan ergenlere yönelik iyi planlanmış, geniş çaplı bilgilendirme sağlayacak eğitim ve iletişim kampanyalarının etkisi yadsınamaz.

Acil Kontrasepsiyon
a. Korunmasız cinsel ilişki.
b. Kontraseptif kullanımında oluşan kullanım hataları ya da kazalar.
- Kondom yırtılmasında, kadın kondomunun hatalı kullanımında,
- Diyafram ya da servikal başlık yanlış yerleştirildiğinde,
- Kombine haplar ve yalnızca progestin içeren haplar unutulduğunda,
- Üç aylık / aylık enjeksiyon için geç kalındığında,
- RIA’nın kısmen ya da tamamen düşmesi halinde,
c. Yakın bir zamanda olası teratojenlere(hamilelik esnasında alındığında bebek üzerinde zararlı etkileri olan maddeler canlı aşı yada sitotoksik ilaç gibi) maruz kalındığında.
d. Tecavüz: Çok önemli bir kullanım alanıdır. Acil yöntemlerin kabul görmediği zamanlarda ve ülkelerde
bile tecavüz durumlarında kullanılmaktadır.
II. Acil Kontrasepsiyon Yöntemleri
a. Hormonal acil kontrasepsiyon
- Yüksek doz östrojen kullanımı
- Östrojen+progesteron kullanımı
- Yalnızca progesteron kullanımı
b. Postkoital RIA uygulaması
c. Mifepriston (RU 486) (ülkemizde yoktur).



 
Dec
21
    
EDA | 21 Aralık 2008 15:44 | 0 fav | etiket: , , ,  

Evet. Gebelik oluşması için kızlık zarının bozulması şart değildir. Yukarıda anlatıldığı gibi esnek olan bir zar tam bir cinsel ilişkide bozulmamış olmasına karşın gebelik oluşabilir.

Diğer bir yol da yine ender görülmesine karşın erkeğin kızlık zarına çok yakın bir yere boşalmasıdır.

Spermler oldukça hareketli hücreler olduklarından vajinanın girişinden rahim ağzına ve buradan da iç genital sisteme geçerek gebeliği başlatabilirler.



 
Dec
21
    
EDA | 21 Aralık 2008 15:43 | 0 fav | etiket: , , , ,  
a.Tübal gebelik genellikle gebelikten önce Fallop tüplerinin iltihaplanmış olmasından ileri gelmektedir. Vakaların % 25′ine önceden salpenjit geçirmiş olan kadınlarda rastlanmaktadır.

b.Çocuk düşürmeden veya doğumdan sonra meydana gelen bir enfeksiyondan.

c.Bir tüpün mekanik basıncına, eğrilmesine veya tıkanmasına neden olan yumurtalık veya rahim tümörleri.

d.Önceden meydana gelen bir peritonit (karın boşluğu iltihaplanması).Bu iltihaplanma bir tüpte yapışmalar meydana getirmiştir ve kanalını tahrif etmiştir.

e.Bir tüpte doğuştan gelen şekil bozukluğu.

f.Tamamen nomal görünen kadınlarda bilinmeyen ve teşhis edilemiyen nedenler.



 
Dec
21
    
EDA | 21 Aralık 2008 15:42 | 0 fav | etiket: ,  
Jinemed Sağlık Merkezleri’nden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hamdi Koçer, gebelikte artan kadın üreme hormonu progesteron’un yemek borusunun ucundaki kapakçığın kapanma basıncını düşürdüğünü; bunun da gebe kadınlarda reflü şikâyetine neden olduğunu söyledi.

Kelime anlamı “geri kaçış olan” reflü, sindirim enzimleri içeren mide sıvısının yukarı doğru yemek borusuna kaçması ve bu sıvıya dayanıklı olmayan yemek borusunun tahriş olmasıyla ortaya çıkıyor. Reflünün aslında birden çok faktöre bağlı olduğunu belirten Dr. Hamdi Koçer, “Ancak ana neden yemek borusu ile mide arasındaki kapakçık basıncının azalmasıdır. Kadın üreme hormonları olan progesteron ve östrojen yemek borusunun ucundaki kapakçığın basıncını düşürücü etkiye sahip olduğu için gebelerde reflü şikâyetleri artış gösteriyor” dedi.

Her yaşta görülebilen ve kronik bir hastalık olan reflünün gebe kadınların 3’te 2’sinde görüldüğünü dile getiren Koçer, “Gebelik ilerledikçe karın içi basıncı ve bunun mide üzerinde oluşturduğu baskı artıyor bu baskıda reflüye bağlı yakınmaları arttırıyor” diye konuştu.

Hamileliğin doğal seyri zannedilebiliyor
Gebelik sırasında reflü nedeniyle sıklıkla mide yanmaları yaşanıyor, ancak bazen bu sıkıntılar o kadar fazla oluyor ki hamileler veya jinekologlar tarafından gebeliğin normal seyri olarak algılanabiliyor. Gebelik reflüsü görülme riski gebeliğin ilerleyen haftalarında artıyor ve gebelik haftası dışında, kişinin daha önce reflü yakınmaları bulunması ve önceden doğum yapmış olması gebelik reflüsü için risk faktörleri arasında sayılıyor. İleri annelik yaşı ise gebelik sırasında mide reflüsünden koruyucu bir etki yapıyor. İleri yaşta anne adayı olan gebelerde reflü yakınmaları ya hiç gözükmüyor ya da daha hafif seyrediyor.

Doğumdan sonra reflü kayboluyor
Hastaların çoğunda yakınmaların ilk veya ikinci üç ayda başladığını söyleyen Koçer ilerleyen aylarda yakınma sıklığının ve derecesinin artarak ilerlediğini belirtiyor. Gebelik sırasında ortaya çıkan mide reflüsünün genel olarak hafif seyrettiğini dile getiren Koçer, “Doğum sonrasında da yakınmalar kaybolur. Ciddi reflü komplikasyonları ise çok nadir görülür. Bu nedenle gastroskopi ve diğer ileri tanı yöntemleri genellikle gerekli olmaz” diye konuştu.

Bunlara dikkat edin:
• Çikolata, narenciye ve suları, domates ve domates ürünleri, hardal, sirke, naneli gıdalar, baharatlı, yağlı yiyeceklerden uzak durulmalı

• Kafeinli içecekler (kahve, çay kola) kapakçık basıncını düşürür, bunlardan uzak durmak gerekir.

• Alkol kapakçık basıncını düşürüp reflü oluşmasını kolaylaştırır.

• Büyük öğün yemek yerine, küçük miktarlarda ve sık yenmelidir.

• Yemekler hızlı değil yavaş yenmeli, yeme süresi uzun tutulmalı ve iyi çiğnenmelidir.

• Yemek sonrası yatmadan önce en az 3 saat geçmelidir.

• Gebelikte çok su ve sıvı alınmalıdır. Bu yüksek hacimli sıvının öğünler sırasında değil, öğün aralarında alınması, mideyi çok şişirmeyip kapakçığa daha az basınç yükleyecektir.

• Gevşek, bol rahat kıyafetler seçilmeli. Bel ve karın bölgesini sıkacak giyecek ve aksesuarlar kullanılmalı.

• Yatarken belden kıvrılmak yerine, dizleri bükerek yatmak mideye daha az basınç yapar.

• İstirahat için uzanmak yerine, arkası kısmen yatan rahat bir koltukta dik oturmak önerilir.

• Gebelik sırasında sigara içilmemelidir. Diğer zararları yanı sıra sigaranın reflü yakınmalarını da arttırdığı bilinmektedir.

• Gebelik ve önerilen miktardan fazla kilo almamaya özen göstermek gerekir.


 
Dec
15
    
EDA | 15 Aralık 2008 22:09 | 0 fav | etiket: , , ,  

Meme kanseri tedavisi sonrası gebe kalmanın güvenliği hem o kişi hem de doktoru için kaygı verici bir konudur. Pek çok kadın farklı nedenlerden (eğitimsel, profesyonel ve kişisel) çocuk doğurmayı geciktirdiği için çocuk doğurmaya başlama ya da çocuk büyütme tamamlanıncaya kadar, giderek artan sıklıkta meme kanseri tanısı almaya başlamışlardır.

Çocuk yetiştirmenin 30''lu 40''lı yaşlara bırakılması; bu yaşlarda meme kanseri insidansı artışı ile birliktelik gösterir

Meme kanseri Amerika''daki kadınlarda en sık görülen malignesidir ve yıllık 200.000''den fazla kadını etkilemektedir. Meme kanseri hastalarının çeşitli ülkelerde 40 yaş altı hasta oranı yaklaşık %10''dur. Tedavinin tamamlanmasından sonra hastanın gebelik ve çocuk doğurmayı istemesi gayet doğaldır.

Meme kanseri tanısı sonrası çocuk sahibi olma kararı alınırken, potansiyel olarak kısıtlı hayat süresinin sosyal, psikolojik ve ekonomik etkileri göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle sadece küçük oranda bir kadın, muhtemelen hem yukarıdaki nedenlerden hem de kemoterapinin fertilite üzerine etkisi yüzünden meme kanseri tedavisi sonrası gebe kalmaz.

Gebe kalanların bir kısmı ise; aynı zamanda olaysız bir gebelikse bu gebeliklerin bildirilmesi aynı zamanda kesin olarak düşük olacak, böylece sonuçları hakkında az bilgiye ulaşılacaktır. Siegal ve arkadaşları meme kanseri tedavisi olmuş ve ileri bir gebeliği gerçekleştirmeyen 50 kadınla bu kararlarının nedenleri hakkında görüşmüştür. Bildirilen nedenler; kanserin tekrar etme korkusu, radyoterapinin indüklediği doğum defektleri korkusu, çocukta artmış kanser riski olabileceği inanışı, çocuğa bakmanın stesidir. BRCA1 gibi genetik mutasyona sahip kadınlarda bunu kalıtımsal olarak çocuğuna geçirip geçirmeyeceği konusu hakkında henüz bilgi yoktur.

Meme kanseri için genetik riski olan kadınlarda; genetik konsültasyon, bilinen veya meme kanseri için umulan yatkınlığa sahip kadınların uygun genetik konsültasyonu ve psikolojik düzenlenmesi günümüz tıbbında halen keşfedilmemiş noktalar içermektedir.

Öte yandan daha önce konulan meme kanseri tanısı eğer hastanın yaşamını etkilemiyorsa, fetusda hiçbir yan etki gösterilememiştir. Nüksün erken dönemde görülebilmesi nedeni ile günümüzde hastalara gebe kalmadan 2 veya 3 yıl beklemeleri önerilmektedir.

Meme kanseri sonrası gebe kalma kararı üç soruyla cevaplandırılmalıdır. Bu karar neden seçilmiştir; bu kararın yorumu umulan bir sonuca dayanmaktadır. Karar, tüm olasılıklarla beraber değerleri geniş bir değişken aralık içerir. Bu nedenle bu modelde öngörülebirlik çok düşüktür. Daha ileri olarak meme kanseri sonrası gebe kalma isteği beraberinde anneliği tatmin eder, sağlık ve kadınlık için iyileşmeyi ifade eder. İkinci soru kararın yükümlülüğünün kime ait olduğudur.

Otonomi paradigması altında kadının kararı yalnızca kendi başına doğru karardır. Son soru ise kararın nasıl alınacağıdır. Kausitistik analiz kadınların kararını düzeltebilir. Konu sadece karar hakkında değil; fakat aynı zamanda hasta-doktor ilişkisine bağlı bir karar hakkında hem de sadece bir biyomedikal sorun olmayan karar hakkındadır.

Meme kanseri tedavisi görmüş ve gebe kalmak isteyen kadınlara, gebeliğin mümkün olduğu ve meme kanseri için prognozu ağırlaştırması ile bağlantılı görülmediği bildirilmelidir. Öte yandan gebe kalınması az oranda önerilir. Çünkü meme kanserinin çoğunun tekrarı ilk tanıdan iki-üç yıl sonra görüldüğü için, hastalara üç yıl sonra gebe kalması önerilmelidir. Eğer hastanın aksilla tutulumu var ise gebeliğin geciktirilmesinin beş yıla kadar uzatılması önerilebilir, ancak bu sadece bir fikirdir. Emzirmenin, meme kanseri tekrar riskini arttırdığına ne de çocukta herhangi bir sağlık riski taşıdığına dair hiçbir kanıt yoktur. Daha önce meme kanseri tedavisi görmüş, rezidüel tümörü kanıt göstermeyen kadınlar, çocuklarını emzirmeye teşvik edilmelidir.

Karar her hasta için ayrı; hastanın prognozuna ve gebelik isteğine göre değerlendirilmelidir.

Meme kanseri sonrası yaşamını sürdürenlerden gebe kalanların; kendi kendini eleyerek seçilmiş bir grup olarak, hamile kalmak istemeyecek kadar kendini iyi hissetmeyenlere göre daha iyi bir iyilik haline sahiptir. Bir grup araştırmacı meme kanseri tanısı sonrası gebe kalanların yarısı 15 yıl yaşarken, 20-40 yaşları arasındaki kontrol grubunda sadece % 35''inin yaşadığını bulmuştur. Aynı araştırmacılar aynı zamanda; en iyi sonuç alan kadınların birden fazla çocuk sahibi olmasına rağmen; tanı ile gebelik arasında mesafe uzadıkça daha iyi sonuç alındığını bulmuşlardır. Mignot ve arkadaşları meme kanseri tanısı sonrası ortalama 21 (1-87) ay sonra gebe kalan ortalama yaşı 32 olan 68 kadın hakkındaki verileri toplamış ve 72 ay takipte %19 relaps ile beraber %71''lik 10 yıllık yaşam hesaplanmıştır. Bu oranlar yaş-evre eşli kontrollerdeki 10 yıllık yaşam % 75''den istatiksel olarak farklı değildir.

Ariel ve Kempner meme kanseri sonrası gebe kalan 47 hasta bildirmiş ve mortalitede artış bulamamışlardır. En son olarak Kroman ve arkadaşları, Danimarka Kanserli hasta kaydından 173 hasta belirlemiş ve kötüye gidiş hakkında hiçbir kanıt bulunamamıştır. Bir başka topluma dayalı vaka kontrol çalışmasında meme kanseri sonrası gebe kalan 53 kadında yaşam üzerinde belirgin yan etki gösterilmemiştir (bağıl risk: 0,8, güvenlik aralığı 0,3-2,3) . Her nasılsa bu çalışmaların yaptığı; meme kanserini takip eden gebeliği sonlandırmanın yaşamı uzatmadığını, bunu yapmanın daha zararlı olabileceğini düşündürebilir. Öte yandan Surbone ve arkadaşları sonuçların daha az inanılır ve kesin olduğunu bildiren birkaç sonuç bildirmiştir.

Meme kanseri üzerine hormonal etki çok iyi bilinmektedir. İlk doğumun yaşı, menarj, menapoz yaşı, postmenapozal hormon tedavisi, meme kanseri patogenezinde belirgin hormonal faktörlerdir. Endojen hormonların meme kanseri gelişiminde patogenezi 100 yıldan fazla bilinmektedir. Beatson 1896 yılında ilerlemiş lokal hastalığı olan premenapozal hastalarda ooferektomi ile gerilemeyi belirtmiştir. Östrojenin mikrometastazların büyümesini hızlandırmaya neden olması, uyku halindeki mikrometaztazları uyardığı veya yeni bir primerde direk karsinogenezi uyarması; meme kanserli hastalarda en başta gelen kaygılardır. Peck JD ve arkadaşları 2002 yılında yaptıkları bir çalışmada gebelik hormon düzeyleri ve ileride annede gelişebilecek meme kanseri riskini değerlendirmeye çalışmışlardır.

Bu çalışmada gebelik sırasında ölçülen serum steroid hormon düzeyleri ile annenin meme kanseri riski arasındaki ilişki direkt olarak değerlendirilmiştir. Vaka kontrollü bu çalışmada 1959 ile 1966 yılları arasında gebe kalmış kadınların, toplam unkonjuge östrodiol, estrone, estriol ve progesteron 3. trimestir serum düzeyleri, vaka kontrollü çalışmada toplanmıştır. Vakalardan bir kısmına (194 olguda) 1969 ve 1991 yılları arasında meme kanseri tanısı konmuştur. Kontrollerde (374 olguda) randomize yapı kullanılarak gebelik sırasında yaş eşleştirilmiştir. Yüksek progesteron düzeyleri azalmış meme kanseri insidansı, yüksek östrojen düzeyleri artmış meme kanseri insidansı gözlenmiş, östradiol düzeyi ile kanser arasında ilişki gözlenememiştir.

Sadece birkaç vakada gebelikten 15 yıl sonra kanser gelişmiş olup; geç veya erken kanser gelişen vakalar karşılaştırılamamıştır. Östrojen progesteron oranı değerlendirildiğinde; progesterona göre yüksek total östrojen ve yüksek östrojen düzeylerine sahip olanlarda orta derecede artmış meme kanseri insidansı tespit edilmiştir. Bu bulgular gebelikteki steroid hormon düzeylerinin meme kanseri için risk faktörü olduğunu düşündürmüştür.

Pek çok otorite; meme kanseri tedavisinin sonucunda hastalığı ilerleyenleri veya tekrar edenleri tespit edebilmek için 2-3 yıl beklemeyi önermektedir. Bu süre zarfında gebelikten korunma mekanik olmalıdır. Meme kanseri sonrası kombine oral kontraseptiflerin kullanılması ile bağlantılı yine de iyi tanımlanmamış az da olsa risk olabilir.

Emzirme : Eğer hasta kemoterapi alıyor ise; sütün kontamine olma potansiyeli nedeni ile emzirme kesilmelidir. Öte yandan; bunu takip eden gebeliklerde emzirme kontrendike değildir. İyi dökümante edilmemesine rağmen, konservatif cerrahiye giden bir memede süt üretimi teorik olarak mümkündür. Çıkarılan meme kısmı merkezden ziyade periferde ise muhtemelen daha kolaydır. Radyoterapi normal meme epitelinde; süt üretimini azaltabilecek değişiklikler yapabilir. Bir grup araştırmacı tarafından yapılan bir çalışmada; ışınlanmış memeden 11 hastadan sadece biri emzirebilmiştir.

KARAR
Meme kanseri gebelik sırasında, gebe olmayan premenapozal kadınlarda olduğu gibi aynı oranda görülür. Her iki grupta benzer biyoloji ve yaşam hızına sahiptir.Tedavi bu nedenle benzerdir ve gebelik nedeni ile gecikmiş olmamalıdır. Gebeliği sonlandırma; birinci trimestirde kemoterapinin veya radyoterapinin riski olmazsa ya da hasta agresif ilerlemiş hastalığa sahip değilse nadiren gerekir.

Meme kanseri tedavileri fertiliteyi etkileyebilir. Bu özellikle 40 yaş üzerinde kemoterapi alan kadınlarda belirgindir. Öte yandan eldeki bilgilerin yorumu sonucu; bir kadının meme kanseri tanısı sonrası gebe kalırsa, süreceği yaşam süresinin etkilenmeyeceği ve hatta paradoksik olarak daha iyi bir yaşam sürebileceği düşüncesine varılmaktadır.

Meme kanseri tedavisi sonrası gebelik hakkında büyük prospektif çok merkezli çalışmalar konuyu aydınlatacaktır. Elimizde olanlar ise retrospektif, sınırlı sayıda hasta ile topluma dayalı çalışmalardır.



 
Dec
15
    
EDA | 15 Aralık 2008 22:08 | 0 fav | etiket: , ,  
Bir çiftin gebeliğe hazırlanırken dikkat etmesi gereken birçok önemli adım vardır. Gebelik ya da bir çocuğa sahip olmak gibi önemli bir olaya fiziksel, psikolojik ve ekonomik olarak hazırlanmak gerekmektedir. Bu hazırlığın ilk adımı bir hekime danışmaktır. Gebeliğe hazırlanırken genel bir sağlık kontrolü ve bazı testler yapılması gerekir. Çünkü gebeliğin kendisi bazı annelerde ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.


 
Dec
15
    
EDA | 15 Aralık 2008 22:07 | 0 fav | etiket: ,  
Gebelik öncesi danışmada doktor ilk randevuda sizde ve ailenizde kalıtımsal bazı hastalıkları sorgulayacaktır. Eğer böyle bir hastalık söz konusu ise genetik danışma almalısınız. Eğer eşinizle aynı hastalığa sahipseniz IVF ile gebelik ve bu sırada embiriyoların genetik açıdan incelenmesi konusunu hekiminize danışmalısınız.


 
Dec
15
    
EDA | 15 Aralık 2008 22:07 | 0 fav | etiket: , , , ,  
Gebe kalmadan ortalama 3 ay önce hekime gitmelisiniz. Bu muayenede vaginal smear, servikal kültür ve bazı kan testleri yapılabilir. Bu kan testleri ile Rubella, Hepatit-B, Toxoplasma ve Su Çiceği gibi aşıyla korunulabilen hastalıkları geçirip geçirmediğiniz tespit edilebilir. Eğer bunlara karşı bağışıklığınız yoksa aşı yapılabilir. Bazı aşılar canlı virüs içerdiğinden (özellikle rubella- kızamıkcık-) aşıdan sonra 3 ay gebelik ertelenmelidir. Bu sırada doğumsal bazı sakatlıkların (nöral tüp defektleri) önlenmesi için folik asit ve çinko alınabilir.


 
Dec
15
    
EDA | 15 Aralık 2008 22:06 | 0 fav | etiket: , , , ,  
Seksüel temasla geçen hastalıklar doğurganlığı etkilemiş olabilir. Bu tür bir hastalık geçirip geçirmediğiniz hekim tarafından bilinmelidir. Cinsel yolla bulaşabilen pek çok hastalık anne ve anne karnındaki bebeği olumsuz etkileyebilir. Frengi, AİDS, Hepatit B gibi hastalıklar çocuk açısından ciddi riskler oluşturabilecek CYBH 'dır. Anne adaylarının tümünün bu hastalıklar açısından taranması ideal bir yaklaşım olmakla beraber genel olarak ekonomik ve sosyal nedenlerle mümkün olmamaktadır. Uygun koşullarda veya şüpheli durumlarda mutlaka kan testleri yapılarak karar verilmelidir. CYBH'a mikoplazma, herpes, gonore, HPV enfeksiyonları da eklenebilir. Bu hastalıklardan birisi tespit edilirse uygun tedavi ve çocuğa yönelik koruma önlemleri belirlenir.


 
Dec
15
    
EDA | 15 Aralık 2008 22:05 | 0 fav | etiket: , , , ,  
Gebelik öncesi prenatal vitamin desteği, özellikle günlük 400 mgr folik asit alınması, beyin-omurilik sistemindeki sakatlıkları azaltır. Gebelik öncesi ve gebelikte vitamin alınmasına ek olarak diyet ayarlanmalıdır. Kansızlık varsa uygun tedavi yapıldıktan sonra gebelik önerilmelidir. Vejeteryan bir anne adayında ise Vitamin B-12 ve D desteği önem kazanmaktadır.