Çünkü,bebekler
kadınların yumurtalarının erkeğin spermi ile birleşip yani döllenip ,
döllenmiş yumurta olarak kadının rahmine yerleşmesi ile oluşurlar.
Bebeğin cinsiyetini belirlenmesi bu döllenme sırasındaki spermin karakterine göre oluşur.
Spermlerde iki farklı karakter vardır.
Bunlar ;
X karakteri ( dişi bebek oluşturan sperm) ve
Y karakteri (erkek bebek oluşturan sperm) dir.
Kadında ise yumurtada sadece ve daima X karakteri vardır.
Doğada erkek karakteri XY'dir ,
kadın karakteri ise XX'dir.
Erkek bebek XY 'den oluşur yani ;
babadan giden sperm Y ise annedeki yumurta daimi X karakterli olduğu için bebek anneden X'si babadan Y'yi alarak XY olur.
Kız bebek XX'den oluşur yani ;
babadan giden sperm X ise annedeki yumurta daimi X karakterli olduğu için bebek anneden X'si babadan X'si alarak XX olur.
Yani ; bebeğin cinsiyetini babanın verdiği spermin cinsi oluşturur.
Kadının bu konudan hiçbir katkısı yoktur.
Bebeğin cinsiyetini daima baba belirler.
Şimdi düşünün ;
erkek çocuk doğuramadı diye yıllardır eziyet edilen kadınların
çektiklerini ve hallerini Cahilli,Bilimsizlik,Eğitimsizlik işte bu tip
acı sonuçlar doğurur.
Bir bebeğin cinsiyetinin ne olacağını belirleyen spermin seçimideki tek faktör doğadır.
Bebeğin cinsiyetinin kız veya erkek olma sansı %50 - 50 'dir.
Hangi spermin
yumurtayı dölleyeceğini binlerce farklı etken belirler ve bunlar her
zaman koşullara göre çok çok farklılıklar göstermektedirler.
Erkek
boşaldığında yaklaşık 200 milyon sperm bırakır.Bu spermlerin içinden
enerjisi en fazla olan en haraketlisi yapısı en düzgün olan en güçlüsü
ve de o andaki koşullara en uygun olanı diğer spermlerden önce
yumurtaya ulaşır ve yumurtayı delerek içine girip onu döller.Bu yüzden
bu olasılıklara müdahele etmek onları değiştirmek sansımız yoktur ,
tabiki şu anki bilgi ve teknolojimizle...
Nedir o zaman bu bebeğin cinsiyetini belirlediği iddia edilen saçmalıklar veya komiklikler ????? ;
En komiği
herhalde Çin takvimi diye ortalıklarda gezinen şu gün şu saatte
ilişkiye girerseniz bebeğiniz şu , şu gün şu saatte ilişkiye girerseniz
bebeğiniz şu cinsiyet olur diyen bir zamanlar tahminimce eğlence olsun
diye yapılan yazılan ama bilime inanmayan insanların doğayı zorlayarak
hayal aleminde yaşamalarına sebep olan daha sonrada büyük hayal
kırıklığı yaşamalarına sebep olan takvimdir.
Bunu eğlence olsun veya
cinsel hayatımıza neşe getirsin diye kullanabilirsiniz ama bilimsel
amaçla veya bir bebeğin cinsiyetini belirlemek amacıyla değil.
Söylenenlerin hepsi gerçek dışıdır hiçbir bilimsel değeri yoktur.
İkinci olarak
komik olanı ise ; kadının ve erkeğin çeşitli beslenme rejimlerini
deneyerek bebeğin cinsiyetini önceden belirleme çalışmalarına
girmeleridir , yok şu kadar süre ekşi yerseniz bebeğiniz şu cinsiyet,
yok şu kadar süre tatlı yerseniz bebeğiniz şu cinsiyet olur diye tatlı
komasına giren veyahut ekşi yemiş olmak için günlerce pastırma turşu
yiyip perişan olan insanlar mevcuttur.Bu fikirde zannedersem ki yapılan
bir bilimsel çalışmanın içinde geçen bir bulgunun asparagas haber
olarak medya tarafından bütün yazı anlaşılmadan tek cümlenin yazılmış
olması ile olabilir.
Bilimsel çalışmada basitçe geçen :
" X
karakterli spermler yani dişi bebek oluşturacak spermler , Y
karakterli spermler yani erkek bebek oluşturacak spermler asit veya
bazlı ortamlarda farklı haraketlilik gösteriyorlar".
O zaman bunu
gazeteci gözüyle alırsak asit ortam ne zaman oluşur tuzlu ve ekşi
yiyince , böyle yiyin ki bebeğiniz şu cinsiyet olsun .Hangi ortamın
hangi cinsiyet taşıyan sperme nasıl etki ettiğini özellikle yazmadım
biliyorum ki bunu yazsaydım bunu okuyan aklıselim bazı vatandaşlarımız
bilimin inadına tuzlu ekşili yemeğe başlayıp daha sonra susuzluktan
yanarken "ah yaktın bizi" demesinler diye.
Çok çok özel
laboratuar şartları altında tüp bebeğin çok ileri bir tekniği olan
mikro-enjeksiyon dediğimiz yöntem uygulanırken sperm seçimi
yapılabilmektedir ama bu kanunen ve ahlaken etik olarakta) yasaktır ,
yapılmamaktadır. Bildiğim kadarıyla özel izinler altında genetik bazı
hastalıkları taşıyan çiftlerin hasta çocukları olmasın diye yapılan
uygulamalar çalışma aşamasındadır.
Sonuç olarak ;
bebeğinizin cinsiyetinin ne olacağı hakkında şimdilik herhangi birşey
yapabilme gücüne yetkisine sahip değilsiniz. Bebeğin cinsiyetinin kız
mı? erkek mi? olacağı tamamen doğanın seçimidir , söylentilere kulak
asmayınız hayal aleminde yaşamayıp normal bir hamilelik yaşamanızı ve
sağlıklı bir bebeğe sahip olmanızı dileriz .
√ Rutin Aşı Takvimi
• Doğum
Hepatit B
• 1 ay Hepatit B
• 2 ay BCG
• 2 ay DTP + TOPV
• 3 ay DTP
(*) + TOPV
• 4 ay DTP (*) + TOPV
• 6 ay Hepatit B
• 9 ay Kızamık
•
16 ay DTP (*) + TOPV
• 4-6 yaş DTP (*) + TOPV
• 14-16 yaş dT (**)
▪
Hepatit B: B tipi sarılık aşısı.
▪ BCG: Verem aşısı.
▪ DTP: "Difteri
Boğmaca Tetanoz" karma aşısı.
▪ TOPV: Ağızdan "Çocuk felci" aşısı.
▪ dT:
Eriştin tip difteri aşısı içeren "difteri Tetanoz" aşısı.
(*) İlk karma
aşıyla havale ve bilinç kaybı gözlenenlere DT (Difteri Tetanoz" aşısı
uygulanır.
(**) Erişkin tip difteri Tetanoz aşısı bulunamazsa yalnızca
Tetanoz aşısı yapılır. 10 yılda bir tekrarlanır.
♥ Ana Çocuk Sağlığı
Merkezi ve Sağlık Ocaklarında rutin olarak uygulanmayan diğer
aşılar:
"Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak" MMR (15. ay ve 5 yaş), "Hepatit A"
(0.1.6. ay), "Hemofilus influenza tip b" Hib (DTP+TOPV ile beraber) ve "Su
çiçeği" aşılarının (15. ay MMR ile beraber) olanaklar elveriyorsa rutin olarak
uygulanması sağlanmalıdır.
√ RUTİN OLARAK UYGULANAN AŞILAR
1983
yılında UNICEF (Dünya Çocukları Yardım Fonu) tarafından başlatılan "Çocuk
Yaşatma Devrimi"nin ilkelerinden biri de tüm çocukları aşı ile korunulması
mümkün, öldürücü ve sakat bırakıcı altı hastalık olan tüberküloz (verem),
difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve kızamıktan korumaktır. Ülkemizde bu
aşıların uygulanmasına öncelik verilmektedir. T.C. Sağlık Bakanlığı 1998 yılı
itibariyle hepatit b aşısını da rutin aşı takvimi içine almıştır.
Aileler
çocuklarını bir yaşını doldurmadan önce b tipi sarılık, tüberküloz, difteri,
boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve kızamığa karşı aşılatmış olmalıdırlar. Aşılar,
çocukları bir çok tehlikeli hastalıktan korur. Aşılanmamış çocuklarda beslenme
bozukluğu, sakatlık ve ölümler aşılı olanlardan daha sık görülür.
√ Rutin
Olarak Uygulanan Aşılar
• BCG (Verem)
• Difteri-Boğmaca-Tetanoz
•
Çocuk Felci (ağızdan, canlı)
• Kızamık
• Hepatit B (B tipi sarılık)
√ Güncel Aşılar
• Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak (MMR)
• Hemofilus
influenza Tip B (Hib)
• Hepatit A (A tipi sarılık)
• Asellüler Boğmaca
• Çocuk Felci (adale içine, ölü)
• Su Çiçeği
• Grip (influenza)
• Diğer
√ Geliştirilmekte Olan Aşılar
• Parazit Aşıları
•
AIDS'e karşı aşı
• Kanser Aşıları
• Diğer
√ AŞILARIN BİRLİKTE UYGULANMASI
Bir kez uygulanmakla tam bağışıklık
sağlaması, aşılanan her bireyde ömür boyu bağışıklık bırakması ideal bir aşının
özellikleridir. Zayıflatılmış bazı canlı virus aşıları dışında bu ideale ulaşmak
henüz mümkün olmamıştır. Kalıcı ya da uzun süreli bağışıklık için aşıların bir
arada ve belli aralıklarla tekrarlar halinde uygulanması gerekmektedir. Aşılama
programı, aynı anda bir çok aşının beraber yapılarak, olabildiğince çok sayıda
hastalığa karşı direnç gelişimini sağlamalıdır.
Bir arada kullanılan
aşılar, iki yolla ugulanmaktadır. Birincisi birden fazla aşının üretim
aşamasında aynı enjektör içinde karıştırılarak kullanıma sunulması, ikincisi ise
birden fazla aşının farklı enjektörlerde değişik vücut bölgelerine
uygulanmasıdır. Aksi belirtilmedikçe aşılar, uygulayan kişi tarafından aynı
enjektöre çekilerek karıştırılmamalıdır. Bu durumun bir istisnası karma aşı ile
Hib aşısının aynı enjektör içinde verilebilmesidir.
Birlikte kullanıma
sunulan aşılar, söz konusu aşılara özgü yan etkileri şiddetlendirmezler. Kombine
aşıların en iyi bilineni "karma aşı"dır.
(Difteri-Boğmaca-Tetanoz).
Aşağıda bazı kombine aşı grupları sunulmuştur.
Her biri son derece güvenilir ve etkili aşılardır.
Kombine Aşılar
Difteri + Boğmaca + Tetanoz DTP
Difteri + Tetanoz DT
Erişkin tip
Difteri + Tetanoz dT
Kızamık + Kızamıkçık + Kabakulak MMR
Difteri +
Boğmaca + Tetanoz + Ölü Çocuk Felci DTP + IPV
Difteri + Boğmaca + Tetanoz +
Ölü Çocuk Felci + H. influenza tip b DTP + IPV+ Hib
Difteri + Tetanoz + Ölü
Çocuk Felci DT + IPV
Difteri + Asellüler Boğmaca + Tetanoz DTPa
Difteri
+ Asellüler Boğmaca + Tetanoz + Ölü Çocuk Felci DTPa + IPV
Difteri +
Asellüler Boğmaca + Tetanoz + H. influenza tip b DTPa + Hib
Difteri +
Asellüler Boğmaca + Tetanoz + Ölü Çocuk Felci + Hib DTPa+IPV+Hib
Difteri +
Asellüler Boğmaca + Tetanoz + Hepatit B DTPa + HBV
Difteri + Asellüler
Boğmaca + Tetanoz + Hepatit B + Hib DTPa+HBV+Hib
√ ÖZEL DURUMLARDA
AŞILAMA
Böbrek Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Şeker Hastalığı
Allerjik Hastalıklar
Gebelik
Bağışıklık Yetersizliği
İlaç
Tedavisi
Sinir Sistemi Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Kanser
Prematürelik
√ Böbrek Hastalıkları
Aşılama sırasında gelişen,
"proteinüri" adı verilen, idrarda protein atılımı durumu çoğu kez hekim ve
ailede kaygı uyandırır. Böbrek hastalığı olan ya da böbrek hastalığına eğilimi
olan çocuklarda proteinürinin ortaya çıkışı sıklıkla aşılamaya ara verilmesine
yol açmakta, çocuklar bir çok ciddi hastalığa karşı savunmasız kalmaktadırlar.
Fransa gibi bazı ülkelerde kronik böbrek hastalığında aşı uygulanması yasalarla
engellenmiştir. Fakat çeşitli araştırıcılar tarafından, aşı takvimlerinde
verilen dozlarda ayarlamalar yapılmak suretiyle uygulanan şemalarla güvenilir
bir bağışıklamanın sağlanabileceği ileri sürülmüştür.
Böbrek hastalığı
olan kimselerde, yapılan çeşitli çalışmalarla, BCG, ağızdan çocuk felci aşısı,
karma aşı, kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşılarının güvenle kullanılabileceği
kanıtlanmıştır. Yalnızca tifo aşısının yapılması önerilmemektedir. Aşılar
olabildiğince hastalığın iyilik dönemlerinde uygulanmalı, bir dozun tamamı
uygulanmadan önce azaltılmış dozlar uygulanıp, idrarda protein atılımı ölçülerek
durum değerlendirmesi yapılmalıdır.
√ Kalp Hastalıkları
Durumu stabil
(durağan) olan çocuklarda aşılama tehlikesiz bir girişimdir. Romatizmal kalp
hastalığı olanlarda, aktif dönemde aşı yapılmamalıdır. Kalp hastalığı olan
çocuklarda influenza ve kızamık aşıları özellikle ve ilk fırsatta
yapılmalıdır.
Şeker Hastalığı (Diabet)
Diabetli çocukların
infeksiyonlara direnci çok daha düşüktür. Bu nedenle genel kanının aksine, şeker
hastalığı olan çocuklarda aşılama programlarına çok daha fazla önem
verilmelidir. Hastalık kontrol altındaysa, çocuğun genel durumu iyiyse, idrarda
şeker atılımı en alt düzeylerde ve idrar çıkışı normalse diabtli çocuklarda aşı
uygulamalarının herhangi bir sakıncası yoktur. Dikkat edimesi gereken tek konu,
tifo ve paratifo aşılarının yarasız ve tehlikeli olduğu için uygulama dışında
bırakılması gerektiğidir.
Allerjik Hastalar
Günümüzde yaygın olarak
kullanılan aşıların daha saf olarak hazırlanmaları nedeniyle, allerjik
bireylerde aşılama sonrasında allerjik reaksiyonlar ve yan etkiler son derece
azalmıştır. Aşılar, mikrobun üretildiği ortama ait bazı maddeleri de içerirler.
Bazı aşılarda yumuta proteinleri (influenza, kabakulak, kızamık) eser miktarda
bulunur. Yumurta allerjisi olanlarda ürtikere yol açabilir. Kimi aşılar ise az
miktarda antibiyotik içerir. Kanamisin, neomisin gibi antibiyotiklere allerjisi
olanlarda döküntüler meydana gelebilir. Ancak bu gibi reasiyonlar nadiren yaşamı
tehdit edecek boyutlara ulaşır.
Allerjik kimselere tifo ve paratifo aşısı
yapılmamalıdır. Allerjik çocuklar, hastalıklarının aktif döneminde
aşılanmamalıdır. Aşının allerjik kişi için tehlike yaratabileceği bilinen
herhangi bir antibiyotik içermediğinden emin olunmalıdır. Şüpheli durumlarda
seyreltilmiş aşıyla test yapılabilir.
Gebelik Hamile Kadınlarda Zarasız Olan
Aşılar:
Tetanoz
İnfluenza ( grip )
Çocuk Felci ( ölü IPV )
Kolera
Hepatit B
Yalnızca Gerekli Durumlarda Yapılması Gereken
Aşılar:
BCG
Boğmaca
Difteri
Kızamık
Meningokok
Pnömokok
Kuduz
Kabakulak
Hamile Kadınlara Yapılmaması
Gereken Aşılar:
Çocuk Felci (canlı TOPV)
Kızamıkçık
Bağışıklık
Yetersizliği
Doğumsal ya da sonrada edinilen bağışıklık yetmezliği
durumlarında canlı aşılar kesinlikle kullanılmamalıdır. BCG, kızamık, su çiçeği
gibi canlı aşılar takvim dışı bırakılmalıdır. İnaktif (ölü) aşılar ise aşının
etkin ve güvenilir olduğu kanıtlanmışsa kullanılmalıdır.
İlaç Tedavisi
Alan Hastalar
Kortizon ve kanser ilaçları kullanılan çocuklarda canlı aşı
kullanımı sakıncalıdır. Bu tip ilaçlar bağışıklık sistemini baskıladıkları için
BCG, kızamık ve su çiçeği aşısı uygulamalarından kaçınılmalıdır. Lösemili
çocuklar tedavi nedeniyle bağışıklık sistemi baskılanmasının tipik bir
örneğidirler. Bu çocuklarda aşılamanın, tedavi başlanmadan üç ay önce bitmiş
olması gerekmektedir. 3 - 12 ay içinde ilaç tedavisi almayacak olanlara kızamık
aşısı yapılabilir. İnaktif (ölü) aşılar lösemili çocuklarda güvenle
kullanılabilmektedir.
Sinir Sistemi Hastalıkları
İlerleyici beyin ve
sinir hastalığı olanlarda aşılama yapılmaz. Geçmişinde havale öyküsü olan
bebeklerde aşılar dikkatle uygulanır. Boğmaca aşısıyla ilgili ciddi sorunlar
ortaya çıkmışsa takvimden çıkarılır. Asellüler boğmaca aşısı (DTPa) ile
nörolojik yan etki olasılığı düşüktür. Saralı çocuklarda, havale geçirmeye
eğilimli bebeklerde ateş düşürücü ve gerekirse havale önlyici "diazem" koruması
altında aşı yapılabilir. Doğumda beyin zedelenmesi nedeniyle arazları olan
çocuklarda aşı uygulamaları 1 yaşına dek ertelenmelidir.
Kan
Hastalıkları
Kan dinmezliği (hemofili) hastalarında kanamaya eğilim nedeniyle
aşılar, hemen altında kemik bulunan, kanama olduğu taktirde kolay baskı
uygulanabilecek bir bölgeye yapılmalıdır. Akdeniz anemisi (talasemi) olan
çocuklarda olduğu gibi kan nakli gereken durumlarda, canlı aşı yapılacaksa, kan
verilmesinden en az 6 hafta sonra aşı uygulanmalıdır.
Kanser
Canlı
aşılar kanserli hastalarda sakıncalıdır. Ölü (inaktif) aşıların kullanımı
herhangi bir sorun oluşturmaz. Aşıların, hastalığın tedavi uygulanmayan iyilik
dönemlerinde yapılması uygun olur. BCG (verem) aşısı canlı aşı olmakla birlikte
kanserli hastalarda ciddi bir yan etkiye yol açmaz. Eğer kanserli hasta kuduz
bir hayvan tarafından ısırılmışsa, aşı mutlaka yapılmalıdır. Kanser tedavisi
tamamlanarak iyileşmiş hastalarda aşılar güvenle verilebilir. Ancak enjeksiyonun
radyoterapi ya da ameliyat olunmuş bölgenin dışında bir tarafa uygulanması
yerinde olur.
Prematürelik
Yapılan çeşitli araştırmalarla prematüre
bebeklerin 2 aydan itibaren aşılanmasının herhangi bir sorun yaratmadığı
kanıtlanmıştır. Ancak hastanede yatmakta olan prematürelere, diğer bebeklere
bulaşma riski nedeniyle canlı oral çocuk felci aşısı yapılmamalıdır. Vücut
ağırlığıyla aşılara bağlı yan etkiler arasında doğrudan bir ilişki olmamakla
birlikte Fransa'da BCG aşısının 3 kilogramın altındaki çocuklara uygulanmaması
yasal bir zorunluluktur. Ülkemizde bu konuda klinikler arasında farklı
uygulamalar mevcuttur.
Düşük doğum ağırlıklı olanlar da dahil tüm prematüre bebekler çoğu durumda
olağan kronolojik yaşlarında aşılanmalıdırlar. Prematüre bebeklerde aşılar
zamanında doğan bebeklere uygulandığı gibi tam dozda uygulanmalı ve kesinlikle
doz azaltılmamalıdır. Bir bebek 2 aylık olduğunda, difteri ve tetanoz
toksoidleri ve aselüler boğmaca (DTaP), Haemophilus influenza Tip B (Hib)
konjuge aşısı ve inaktif poliovirus aşısı (inaktif çocuk felci aşısı-IPV) dahil
bu yaş için rutin olarak planlanmış aşılar uygulanmalıdır.
Hepatit B aşısı normalde bebeklere doğumda uygulanmaktadır. Prematüre
bebeklere Hepatit B aşısı uygulanmasında ise bazı kurallar vardır. Eğer
premature bebeğin annesi hepatit B taşıyıcısı ise, yani annenin hepatit B yüzey
antijeni pozitif (HbsAg (+) ise, premature bebek doğum yaşı ve kilosu ne olursa
olsun doğumda mutlaka hepatit B aşısı olmalıdır. Bu bebeklere aynı zamanda
hepatit B aşısının yapıldığı bölgeden farklı bir bölgeye uygulanmak koşulu ile
eş zamanlı olarak doğumdan sonraki 12 saat içinde Hepatit B İmmünglobulin (HBIG)
uygulanmalıdır. Eğer premature bebeğin annesi Hepatit B taşıyıcısı veya hepatit
B hastası değilse bu durumda, doğum ağırlığı 2 kg'dan daha az ve annelerinde
HBsAg- negatif olan prematüre bebeklerin aşılanması bebek 2 kg veya daha fazla
olmuşsa hastaneden çıkmadan hemen öncesine ya da diğer aşıların verildiği
yaklaşık 2 aylık olduğu zamana kadar ertelenmelidir.
Annenin HBsAg (hepatit B virüsünü taşıyp taşımadığı) durumu bilinmiyorsa,
aşılama HBsAg pozitif (vücudunda hepatit B virüsü bulunan bir anne) annenin
bebeği için önerilenlere uygun olarak gerçekleştirilir, yani bebek doğduğu gün
aşılanır. Annenin HBsAg durumu saptanmalıdır ve eğer anne HBsAg pozitif ise
çocuğa HBIG uygulanmalıdır. Bebeğin doğum ağırlığı 2 kg'dan az ve annenin HBsAg
durumu ilk 12 saat içinde saptanamıyor ise, HBIG verilmedir. Bu ilk aşı
bağışıklama serisini tamamlamak için uygulanması gereken 3 doz içinde
sayılmamalıdır. Hepatitit B aşılarının tamamlanması için geçerli olacak daha
sonraki takvimi annenin HBsAg durumu belirleyecektir.
Kronik solunum yolu hastalığı gelişen prematüre bebeklere 6 aylık
olduktan sonraki güz mevsiminde başlayarak her yıl grip (influenza) aşısı
uygulanabilir. Diğer kronik rahatsızlıkları bulunan prematür bebeklere ve
bebekleri bu yaştan önce hastalıktan korumak için ise aile ve bebeklerin
bakımından sorumlu hastane personeli dahil diğer kişilere de grip aşısı
uygulanmalıdır. Ayrıca, erken doğum, kronik akciğer hastalığı öyküsü bulunan ya
da her iki durumun birlikte bulunduğu bebekler palivizumab ya da Respiratuar
Sinsitiyal Virus İmmün Globulin İntravenöz uygulaması ile immünprofilaksi
yapılmasından yarar görebilirler.
İlk birinci haftada, doğduğu kilosunun
%10’unu geçmeyecek oranda kilo azalmasıi normaldir, daha sonra kilo almaya
başlamalar Doktoru kontrollerinde bunun takibi yapaacaktırSizdede Bunla ilgili
karnesi olacaktır
Bebeklerin ilk idrarı ve gaetası
Bebekler günde 6-8 defa idrar ve yapmaları ve kilo
alımları da iyi normal ise anne sütünün yaradığının göstergesidirlk
gaetası siyahımsı koyu yeşil ve yapışkandır ve bu gaetaya mekonyum denir 3-5
gün sonra anne sütü aldıkça gaetası sulu, hardal sarısı rengine almaya
başlar
Yeni doğan bebeğinizin hareketleri reflekslerle yönetilmektedir. Yanağını
okşarsanız bebek uyarılacak ve emmeye çalışacaktır. Ayak tabanlarına değerseniz
dizleri ve ayakları bükülecektir. Birden bir gürültü çıkarırsanız bebeğinizin
başı geriye düşecek, boynu uzayacak ve kollarıyla bacakları dışa doğru sallanıp
hızla geri gelecektir.
Tüm normal bebekler, istemli motor işlevleri denetimi ele aldıkça önceden
bilinen bir sıra içinde kaybolan yine önceden bilinen reflekslerle birlikte
doğarlar. Ancak, refleks cevaplarının eksikliği olası bir nörolojik sorunu haber
verebilir. Yeni doğan bebeğinizin hastanede yapılan muayenesinin bir kısmı,
çeşitli reflekslerin ve yanıtların aydınlığa çıkarılması girişimlerini içerir.
Her ne kadar uykusu gelen ya da yeni beslenmiş bir bebekte daha zayıf olarak
görülse de, tüm normal bebekler bu tepkileri veriyor olmalıdır.
"Mora refleksi" yeni doğan bebeklerde görülen en sık ve en önemli tepkilerden
biri olup, bebeğiniz yüksek bir ses işitince, pozisyonu ani bir hareketle
değiştirilince ya da sert bir harekete maruz kalınca ortaya çıkmaktadır. Bebek
ürker, kendini arkaya doğru gerer ve başını geriye atar. Aynı anda kol ve
bacaklarını uzatır ve sonra derhal ani bir hareketle vücuduna doğru çeker.
Ağlar, sonra ürkerek sarsılır ve sonra bu sarsılmadan dolayı yeniden ağlar.
Bebeğinizi sakinleştirmek için, vücudunun herhangi bir bölgesini sürekli, ama
nazik bir şekilde okşayın. Bu arada, kolunu omuzu hizasından bükülmüş şekilde
sağlamca tutarsanız bebek sakinleşecektir. Moro refleksi genellikle bebek üç
aylık olduğunda kendiliğinden kaybolur.
Bebeğiniz okşamalara karşı çok çeşitli tepkiler verir. Avucunun içini veya
ayağının tabanını okşarsanız parmağınıza yapışacaktır (palmar veya plantar
yapışma). Bebek ne kadar prematüre doğmuşsa bırakmakta da o kadar daha isteksiz
olacaktır. Ayağının ya da elinin üstünü okşarsanız kol ve bacaklarını çekecek,
vücudunu yuvarlatacak ve yine parmağınıza yapışacaktır. Palmar yapışma çocuk 6
aylık olunca, plantar yapışma da 10 aylık olunca ortadan kalkar.
"Arama ve emme", bebeğinizin önemli reflekslerinden ikisini oluşturmaktadır.
Bebeğin yanağının okşanması arama refleksinin ortaya çıkmasına neden olur. Bebek
kendini okşayan nesneye yönelir ve memeyi aramaya başlar. Bunu, emme refleksi
izler ve bebeğin ağzının okşanması ile başlatılabilir. Bebeğin ağzının içi bu
reflekse en duyarlı olan bölgedir. Emme ve arama refleksleri genellikle, bebek 4
aylık olunca sona erer. Ancak 7 ay boyunca bebekte uyku sırasında ortaya çıkmaya
devam ederler.
"Tonik boyun refleksi", bebeğiniz sırtüstü durumda iken ve başı yana
çevrilmişken görülür. Bebek, vücudunu yüzünden uzaklaştıracak şekilde gerilir,
yüzünün tarafında bulunan kolu uzarken diğer kolu kasılır ve bacakları yukarı
çekilir.
Her ne kadar yeni doğanlarda bulunmaktaysa da bu refleks 2 aylık bebeklerde
daha belirgindir. Genellikle altıncı ayda kaybolur.
Yeni doğan bebeğinizin "yönelme tepkisi", çevresindeki değişime gösterdiği
bir tepkidir, örneğin, bebek yeni bir şey duyar veya görürse uyanıklığı artar,
faaliyeti azalır. Başı uyarının merkezine doğru çevrilebilecek ve kalp atışları
değişecektir. Bebek tanıdığı bir uyarana uyum sağlarsa kalp atışı yavaşlar;
uyaran alışık olmadığı bir nesne ise kalp atışı hızlanır.
Bir bebek kendisini birçok tepki ve refleks nedeniyle koruma yeteneğine
sahiptir. Güçlü bir "gag refleksi" nedeniyle, yeni doğan bebeğiniz nefes
borusunu açık tutmasına yardımcı olmak amacıyla balgam tükürme yeteneğine sahip
olmaktadır. Bebeğin vücudunun bir kısmı soğuk havaya maruz kalacak olursa, tüm
vücudunun rengi ve sıcaklığı değişecek, bebek kol ve bacaklarını vücuduna doğru
toplayarak soğuğa maruz kalan yüzey alanını azaltmaya çalışacak ve sıcak kalma
çabası içinde titremeye ve ağlamaya başlayacaktır. Ayrıca kuvvetli bir "göz
kırpma refleksi", bebeğin gözlerinin parlak ışıktan korunmasını sağlamaktadır.
Yeni doğan bebeğiniz ağrıyı en az sizin kadar sevmemektedir ve ondan kaçınmak
için gereken her şeyi yapmaya hazırdır, örneğin, bebeğin bacağını acıtırsanız
bacağını uzağa kaçıracak, bu yetmezse diğer ayağı ile sizi uzaklaştırmaya
çalışacaktır.
Yeni doğan bebeğinizin refleksleri yok olsalar bile -ki çoğu yaşamın ilk yılı
içinde kaybolur- yararlarının pek kısa vadeli olduğu söylenemez. Yapılan
araştırmalar, bebeğinizin beyninin bu ilk reflekslerden öğrendiği bilgileri
sakladığını göstermektedir, örneğin, bebekler doğrulmaya çalışırken bu hareket,
başarısız bile olsa, muhtemelen onların uzak (mekân) kavramının gelişmesine
katkıda bulunmaktadır. Benzer şekilde, güçlü tonik refleks bir bebeğin, vücudun
her iki yanını ayn ayrı kullanmayı ve ellerinden içgüdüsel değil istemli olarak
yararlanmayı öğrenmesine yardımcı olur
Beden dili ve konuşma dışında insanın kendisini ifade
ettiği başka yollar da vardır. Onun dünyalar kadar geniş ve sırlı iç âlemi,
kısmen de olsa bu yolla dışa açılır. Nice hal, ızdırap, umut ve hüzün vardır ki,
ancak ağlamakla anlatılır. Bazen de öyle bir mânâ yüklenir ki ağlamaya, onun
taşıdığı mânâ, ağlamanın dışında hiçbir tavır ve davranışla anlatılamaz. Kim
bilir, belki de yeryüzü için depremler, dağlar için volkanlar ne ise, insan için
de ağlamak odur. Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed'in (sas) beyanına göre ağlamak;
"Allah'ın rahmetinin bir eseridir..." Hele söz konusu olan bebekler ise, ağlamak
Cenab-ı Hakk'ın sonsuz rahmetinin onlardaki küçük bir tecellisidir. Bundan
dolayı ebeveynler, bilhassa da anneler, bebekleri ağladığı için üzülmek yerine,
Allah'ın rahmetinin muhteşem neticelerini görmeye çalışmalıdır. Çünkü bebeklerin
ihtiyaçlarını haber vermek için kullandıkları yegâne dil
ağlamaktır.
Bebeğin âlemle temas kurmasını sağlayan ve sosyalleşme
yolunda attığı ilk adım olarak görülen ağlama, ihtiyaçların karşılanması için
bir ikaz lâmbası gibidir. Bebek, ihtiyaçlarını hisseder; ancak onları
karşılayamaz. Başkasının yardımına ihtiyacı olduğunu söylemek için
ağlar.
Bebeğin dünya hayatına ağlayarak başlaması zaruri bir ihtiyaçtır.
Zira bu ilk ağlamalar bebeğin akciğerlerinin açılmasına, hava almasına ve kalbin
çalışmaya devam etmesine vesile olur. O yüzden yeni doğan bir bebek mutlaka
ağlamalıdır. Bebek-lerin % 70-80'i doğar doğmaz kendileri ağlar. Şayet ağlamıyorsa kaba etlerine, ayak altlarına vurularak, sırtı
okşanarak uyarılır ve ağlaması sağ-lanır. Bu uyarılmalarla bebeklerin % 99'u
ağlar. Buna rağmen ağlamıyorsa, ambu denen bir âlet ile ağzından basınçlı hava
verilir, nefes alması hâlâ gerçekleşmemişse, nefes borusuna tüp yerleştirilerek
ve gerekirse makineye bağlanarak hava alması sağlanır. Çünkü bebeklerin dünya
hayatına ağlayarak başlamaları bebeğin sağlığı için son derece
önemlidir.
Bebeklerin ilk 15 gün içindeki ağlamaları akciğerlerin
kapasitesini genişletmeyi ve kalbin daha iyi çalışmasına vesile olur. Bu yüzden
hiç ağlamayan veya çok az ağlayan bebeklerin bu süre içerisinde (ilk 15 gün),
ayaklarına vurularak ağlatılması gerekir. Bebek kendiliğinden ağlıyorsa, en
azından sinir sistemi, kalb ve akciğerleri sağlıklı çalışıyor
demektir.
Bebekler neden ağlar?
İlk haftalarda bebek
ağlamalarının sebebini anlamak çok zordur. Bebeklerin ağlamasının en sık sebebi
acıkmasıdır. Bebekler çok sık acıkır, bazen emzirmeden 15-20 dakika sonra bile
acıkıp ağlayabilir. Bunu emdikten sonra susmasından anlarız. Annesini emdikten
hemen sonra ağlamaya başlarsa, bunun iki sebebi vardır: Ya aldığı süt ona
yetmemiş yani karnı doymamıştır veya gazı vardır. Bebek zayıfsa ve çok az kilo
alıyor ise, ağlamalarının sebebi açlık olabilir. Bebek yeterli süt emip doyduğu
halde, mızmızlı bir sesle ağlıyorsa, sevgi ve ilgi eksikliği çekiyor demektir.
Süt onun için nasıl maddî bir gıda ise; sevgi, ilgi ve şefkat de o derece
ihtiyaç hissettiği mânevî bir gıdadır.
Bebeğin karnı tok ve altı temiz olduğu
halde, bacaklarını karnına doğru çekerek acı bir sesle ağlıyor ise, gaza bağlı
karın ağrısından şüphelenmek gerekir. İlk üç-dört ayda emerken yuttuğu hava veya
hazımsızlıktan dolayı oluşan gazlar, bağırsaklarını gererek sancıya sebep
olur.
Kabızlık çeken bebek de, gazı olan bebek gibi rahatsız olur ve
ağlayarak bunu belli eder. Kabız olan bebeğin karnı gergindir. Üç günden fazla
büyük abdestini yapamayan bebeğin ağlama sebebi kabızlık olabilir. İlk üç ayda
bebekler, hazım sistemi olgunlaşıncaya kadar, sık sık kabız ve ishal olabilir.
Bağırsak rahatsızlıkları sonucu ağlamaları bitmez. Dördüncü aydan sonra
ağlamalar azalır.
Bebekler ayrıca üşümekten veya hararetten de ağlar.
Bebekler harekete ihtiyacı varken kımıldamasına izin verilmiyorsa, uyumak
istiyorken oynatılıyorsa, yahut aksine oynamak istiyorken uyumaya zorlanıyorsa,
burnu tıkalı olduğundan nefes almakta zorlanıyorsa, diş çıkarıyorsa, pişiği
varsa, altı ıslaksa ağlar. Bebekler ayrıca aşırı uyarılma durumlarında, korku ve
şokta ağlar. Meselâ, aşırı gürültü, âni ve yüksek ses, soğuk bir elle bebeğe
dokunma ve keskin kokular da bebeğin ağlamasına yol açabilir.
Bebeğin
bulunduğu ortamın havasız veya çok sıcak olması da bebeklerin ağlama
sebeplerindendir. Bazen, özellikle de kış gecelerinde, gece yarısı ağlamaya
başlayan bebek, 2-3 saat hiç durmadan ağlar. Aile, bebeğin susmayacağını
düşünerek doktora götürmeye karar verir. Bebeği dışarı çıkarınca bebek hemen
susar. Bunun mânâsı çok açıktır: bebeğin odası çok havasız ve/veya çok sıcaktır.
Bu yüzden temiz ve serin havaya çıkan bebek rahatlayarak susmuş hattâ
uyumuştur.
Makat çatlakları yahut makatın kasılarak gaz ve gaita
çıkışının engellenmesi sebebiyle bebek ağlayabilir. Görünürde ağlamasını
açıklayacak bir sebep bulunamazsa, daha ileri araştırmalar yapılır. Kız
çocuklarında yaratılış gereği dışkının idrar yollarına bulaşma ihtimali
yüksektir. Bu sebepten kız çocuklarında "idrar yolları enfeksiyonu"
araştırılmalıdır. Böyle bir hâdiseye karşı ise baştan tedbirli davrananarak kız
çocuklarının altı temizlenirken dikkat edilmeli ve büyük abdesti, idrar yoluna
bulaştırılmamalıdır. Kulak, boğaz ve bağırsak iltihapları da ağlama ve
huzursuzluk sebebidir. Erkek çocuklarda fimozis (sünnet derisinin ucunun
darlığı), fıtık, invaginasyon (bebeklerde bağırsakların iç içe geçmesi),
hidrosel (yumurtalıkların su toplaması) de ağlama sebebidir. Bunlar ancak uzman
doktor tarafından ayırt edilebilir.
Ağlayan bebek nasıl
susturulur?
Ağlayan bebekler genellikle kucağa alındığında susar. Bu
tesadüfî bir durum değildir. Anne rahminde son dört ayını annesinin kalb
seslerini şiddetli bir şekilde duyarak geçiren bebek, alıştığı bu sesten uzak
kaldığı için huzursuz olur. Kucağa alındığında duyacağı kalb sesleri, bebeğin
kendini tekrar emniyette hissetmesine, huzurlu olmasına vesile olur. Bu sebeple
bebeğin ağlamasını durdurmanın en tesirli yolu, onu tutup kaldırmak ve kucağa
almaktır. Birinci yıldaki ağlamaların % 85'inin bu şekilde durdurulabildiği
görülmüştür.
Emzirme ve hafifçe sallama da, ağlamayı durdurmada tesirlidir.
Üçüncü aydan itibaren annenin sesi ve bebeğe bir şeyler göstermek de ağlamayı
kesmede müessir olmaktadır. Dördüncü ayda ise, görme ve işitmeye dayalı uyarılar
da (sesli ve renkli çeşitli oyuncaklar) bebeğin ağlamasını keser. Hafif bir
şekilde bebeği sallama, pozisyonunu değiştirme gibi hareketlerde bebeği
yatıştırabilir.
Ağlayan bebeği susturmak için ona emzik vermek doğru
değildir. Bebek ağlıyorsa, muhakkak bir sebebi vardır. Bebeğin ağlama sebebini
araştırıp ona göre müdahale etmek gerekir. Altı ıslaksa temizlenmeli, acıkmışsa
doyurulmalıdır. Gazı varsa, omuz üzerinde sırtı sıvazlanarak gazını çıkarmasına
yardım edilmelidir. Bazen bebeğin sırtüstü yatırılarak tekmeler atmasına izin
verilmeli, serbest hareketlerle rahatlatılmalıdır. Bebeğinizin sancısı varsa,
canı yanıyorsa bunların sebepleri araştırılmalıdır. Bebek bilhassa diş çıkarma
döneminde mızırtılı şekilde ağlar. Bu durumda; zararsız, diş kaşıyıcıları ve diş
jeliyle kaşıntısı giderilmelidir. Bu müdahalelere rağmen bebek ağlamaya devam
ediyorsa, doktora danışmak gerekir.
Bebekler hep aynı şekilde mi
ağlar?
Umumiyetle bebek ağlamasının aynı ritm ve tonda olduğu
zannedilir. Oysa bebekler ihtiyacına göre farklı şekillerde ağlar. Bebeğin acı,
kızgınlık ve açlık belirtmek için çok değişik ve çeşitli ağlama repertuarı
vardır. Açlığı belirten ağlamanın ekseriya, sessizlik; nefes, ağlama; sessizlik,
nefes şeklinde bir ritmi vardır. Kızgınlık belirten ağlama daha yüksek ve
keskindir. Mırıltı ve iniltilerle başlayan normal ağlamanın tersine, acı
duyduğunu belirten ağlama daha âni ve canhıraş bir şekilde başlar. Hassas ve
tecrübeli anneler, bebeğin ağlama şeklinden neye ihtiyacı olduğunu bilir. Bu,
anne ile bebek arasında şifreli bir dildir.
Anne ile bebek arasındaki
diyalog
İlk haftalarda bebek, hâlâ kendisini annesinin vücudunun bir
parçası olarak algılar. Ana rahmini terk ettiğini geç fark eder. Bazı
pedagoglar, doğumdan sonraki bir yılı, "ikinci hâmilelik devresi" olarak
adlandırır. Gerçekten de, doğumdan sonraki bir yıl boyunca bebeğin anneye
bağlılığı devam eder. Annesinin tatlı öpücükleri, sıcak gülümsemeleri,
okşamaları vazgeçemeyeceği mânevî gıdalardır. Anne, çocuğunun altını
temizlerken, bezini bağlarken, şefkatli ellerini onun vücudunda gezdirirken,
bebek büyük bir mutluluk duyar.
Bebek, ikinci ayda, sesi, görünüşü ve
sıcaklığı ile annesinin kendisine en yakın kişi olduğunu hissetmeye başlar.
Yanından uzaklaşınca kaybolduğunu zannedip ağlar. Ağladığı zaman annesini
başucunda görünce sevinir, neşeyle mırıldanır. Peygamber Efendimiz (sas) de
ağlayan çocuğun teskin edilmesini: "Kim ağlayan çocuğunu sakinleşinceye kadar
gönüllerse, Cenab-ı Hak cennette ona, memnun oluncaya kadar ita ve ihsanda
bulunur." diye teşvik etmiştir.
Eğer bebek acıkmışsa, annenin ayak sesini
duyduğunda ağlayarak karnının doyurulması gerektiğini belirtir. Annelerin
çoğunun yaşadığı bir tecrübeye göre, bebeğin acıktığı için ağlaması ile annenin
memesinden süt akmasının aynı anda yaşanması ancak Cenab-ı Hakk'ın lütfuyla
açıklanabilir. Yine Allah (cc) ihtiyaç sahibi âciz yavrunun ihtiyacının
karşılanması için anne ile bebek arasında telepatik bir haberleşme bağı
kurmuştur. Anne ile bebek arasında mesafe ve engeller de bulunsa, anne,
çocuğunun ağladığını, acıyla kıvrandığını veya acıktığını anında
hissedebilir.
Uykusu ağır olan annelerin, çocuğunun ağlamasına nasıl olup
da uyandıkları, anlaşılması zor bir telepatik sırdır.
Bazı bölgelerimizde,
"Bırak ağlasın, çocuk ağlaya ağlaya büyür, ağlayan çocuğun sesi güzel olur, her
ağladığında kucağa alırsan şımarık olur." gibi temelsiz bilgiler
vardır.
Ağlayan çocuğa hemen müdahale edilmeli mi?
Ağlamaya
çok çabuk karşılık vermek ağlamayı teşvik mi eder, yoksa azaltır mı? Bu konuda
yapılan araştırma sonuçlarına göre; hemen müdahale edilen bebeklerin geç
müdahale edilenlere kıyasla ağlamalarında azalma olduğu belirlenmiştir. Ancak
yavaş ve yumuşak ağlayan bir bebeğe (meselâ dinlenmek üzere yatırılmış bir
bebek) hemen müdahalenin ağlamayı artırdığı görülmüştür.
Bilhassa 1,5-2
yaş ve üstündeki çocuklarda hemen müdahale, ağlamanın artmasına ve bir
alışkanlık haline dönüşmesine sebep olabilir. Bu yaş grubunda, ebeveyn çocuğun
bütün ihtiyaçlarının karşılandığını bildiği halde kısa süreli ağlamalarda da
hemen müdahale yolunu seçerse, ağlamanın istismar edilmesine ortam hazırlamış
olur. Fakat çok uzun süren ağlamalarda müdahale ihmal edilmemelidir.
Unutulmamalıdır ki, Efendimiz (sas), çocuk kimin olursa olsun, çocuğun uzun süre
ağlatılmamasını ister ve şöyle der: "Uzun kılmak niyetiyle namaza dururum,
derken bir çocuk ağlaması işitir, annesine meşakkat vermemek için namazı kısa
keserim."
Ağlama, insanlar için bebek-liğinden öldüğü güne kadar güç
yetiremediği taleplerini, gücü yeten bir makama arz-ı hâlde bulunmasıdır. Nice
şefkat ve merhamet kapısı vardır ki, ancak ağlamakla açılır. İşte bebekler,
büyüklerinden; büyükler de Allah'tan sürekli yardım talep etme konumundadırlar.
Her yardım isteğine cevap verilmesi de rahmetin bir gereğidir.
Evin içinde
bir hayat belirtisi olan bebek seslerinin, aynı zamanda gelecek müjdesi, bereket
sebebi ve Allah'ın rahmetine de bir davetiye olduğunu bilerek bebekleri sevgi ve
şefkat dolu bir ortamda yarınlara hazırlamaya gayret
edilmelidir.
Kaynaklar
1- Ali Çankınlı, Anneliğe ilk Adım
Bebeğimi Büyütüyorum, Timaş Yay. 2001, İstanbul
2- Prof. Dr. Haluk Yavuzer,
Çocuğunuzun İlk 6 Yılı, Remzi Kitabevi, 2003
3- Prof. Dr. İbrahim Canan,
Çocuk Terbiyesi, Cihan Yay. 1995
Anne sütü mükemmel besin içeriği ile kolay hazmedilir, etkili bir biçimde
kullanılır. Bebeğinizi hastalıklardan korur, mamalarla beslenmeden daha ucuza
mal olur. Bunun ötesinde emzirmek suretiyle, anne bebek bağının kurulması
kolaylaşır, yeni bir gebeliğin gecikmesi ve annenin sağlıklı kalması mümkün
olur.
Doğumdan sonraki ilk 4 ayda yalnızca anne sütüyle beslenen bebekler ishal ve
zatürre gibi bulaşıcı hastalıklara, alerjik rahatsızlıklara daha az
yakalanırlar, daha sağlıklı büyürler. Bu nedenle;
İlk 4 ay bebeğinizi tek başına anne sütüyle besleyiniz. Bu aylarda anne
sütüyle birlikte verilen ek besinler bebeğin anne sütünden yeterince
yararlanmasını engeller.
Bebeğinizin yalnızca anne sütüyle beslendiği bu dönemde, su kaybına yol açan
hastalık halleri dışında ilave su gereksinimi yoktur! Eğer ishal gibi mutlaka su
verilmesi gereken bir durum söz konusuysa kaynatılmış su veriniz.
Anne sütünün yetmediği inancıyla doktora danışmadan yeni bir gıdaya
başlanmamalıdır. Düzenli kilo alan, günde ortalama 6 kez beslenebilen, bezini
günde 6 defa ıslatan bir bebek anne sütünü yeterince alıyor demektir. Kaka
sayısı beslenmenin değerlendirilmesinde güvenilir bir işaret değildir.Anne
sütünün yeterliliği en iyi çocuğun gereken tartıyı almasıyla anlaşılır. Bu
nedenle bebeğinizi düzenli aralıklarla sağlık kontrollerine getiriniz.
Çalışan anneler sütlerini sağdıktan sonra, kaynatılarak steril edilmiş
şişelerde oda sıcaklığında 8 saat, buzdolabında 24 saat ve buzlukta dondurarak 6
ay saklayabilirler. Bu amaçla saklanan anne sütü hiçbir zaman
kaynatılmamalıdır.Bebeklere ilk yaşın sonuna kadar kaynatılmamış su verilmemesi
tavsiye edilir.
04 - 09 Ay Bebek Beslenmesi
Yalnız anne sütüyle beslenen bebeklerde ek gıdalara dördüncü aydan sonra
başlanır. 4-6 ay arasında anne sütüyle yeterli büyüme gelişme sağlanıyorsa
sadece anne sütüyle beslemeye devam edilir, bu durumda ek gıdalara altıncı aydan
sonra başlanır.Bu dönemde çocuğunuza verdiğiniz ek gıdalar anne sütünün
tamamlayıcısıdır.
Ek Gıdalar:
Çocuğun ayına uygun büyüme ve gelişme sürecini
destekleyen, değişik tatlarla tanışmak suretiyle sonraki aylarda kolay yeme
alışkanlığı kazandıran, besleyici değeri yüksek ama allerji yapma niteliği az
olan besinlerdir. Meyve suyu veya meyve püresi, sebze çorbası veya sebze püresi,
muhallebi, yoğurt, peynir, reçel, bisküvi, ekmek, yumurta bebek beslenmesinde
önde gelen ek gıdalardır.Ek gıdaları kaşık ya da bardakla veriniz.Yeni
deneyeceğiniz yiyecekleri çocuk açken alışık olduğu yiyeceklerden önce veriniz.
Miktarı daima azdan başlayarak arttırınız.
Yeni gıdaların allerji yapıp yapmadığına dikkat ediniz. Bu nedenle aynı gün
içinde birden fazla yeni besin denemeyiniz. Şüpheli bir gıdayı kestiğinizde
belirtilerin geçip geçmediğini kontrol ediniz. Bir iki gün sonra yeniden
deneyiniz.Bebeğinizin hoşlanmadığı önemli yiyecekleri zaman zaman yeniden
deneyiniz.
Meyve Suyu:
Elma ve şeftali gibi meyvelerin suları taze olarak 1-2
tatlı kaşığı miktarından başlanarak verilir ve yavaş yavaş arttırılır. Portakal
ve mandalina suyunun daha ileri aylarda verilmesi uygun olur.
Meyveler iyice yıkanır, kabukları soyulur ve cam rendede rendelenir. Temiz
bir tel süzgeç veya tülbentle süzülerek suyu elde edilir. Meyve suyuna
başlandıktan bir iki hafta sonra püre halinde verilebilir. Meyve sularına şeker
eklenmemelidir!
Sebze Çorbası:
Meyve suyuna başlandıktan iki hafta kadar sonra öğle öğününde verilmek üzere
patates, havuç, pirinç ve taze sebzelerden günlük olarak hazırlanır. Bir iki
tatlı kaşığından başlanarak yavaş yavaş arttırılır. Dört haftalık bir süre
içinde tam sebze püresine geçilir.
1. Hafta (sebze çorbası): 3-4 su bardağı su, bir tutam
tuz, 2 orta boy havuç, 1 orta boy patates 45 dakika kapaklı kapta pişirilir. Tel
süzgeçle hiç ezmeden suyu bir başka kaba alınır. Bir çay kaşığı irmik ilavesiyle
tekrar 5-10 dakika pişirilir. Sıvı miktarı 200 gram olacak şekilde
ayarlanır.
2. Hafta (basit sebze püresi): Aynı şekilde pişirilir. Havuç ve patatesler
tel süzgeçten tamamen ezilerek püre olarak geçirilir. Bu pürenin içine yine
irmik katılarak mamanın hazırlanması tamamlanır.
3. Hafta (karışık sebze püresi): Havuç ve patatesin yanına 1 çay kaşığı
pirinç ve her gün bir yenisi ilave edilmek üzere mevsimlik sebzeler eklenir.
Örneğin ilk gün 3-4 yaprak maydanoz, ertesi gün maydanoz ve bir kaç yaprak
ıspanak, sonraki gün ilaveten dörtte bir enginar, daha sonra dörtte bir domates
gibi .. Tel süzgeçten ya da blenderden geçirilerek elde edilen püreye yine bir
çay kaşığı irmik eklenerek 5 dakika daha pişirilir.
4. Hafta (tam sebze püresi): Ayrıntılarıyla anlattığım şekilde hazırlanan
püreye 1 çay kaşığı zeytin yağı veya pastörize tereyağı katılır.
Altıncı aydan itibaren sebze çorbası ya da püresine 1 yemek kaşığı kıyma (3
kez çekilmiş yağsız sinirsiz dana) eklenmelidir. Daha erken dönemde sebze
çorbasına başlanmış olan bebekler için kuzu ciğeri tercih edilir.
Muhallebi:
Sebze püresinden 1-2 hafta kadar sonra genellikle 5. aydan itibaren akşam
(gece değil) öğünü olarak verilir. 1 su bardağı süt, bir tatlı kaşığı pirinç
unu, 1 tatlı kaşığı toz şekerle yapılır. Soğuk sütün bir kısmıyla pirinç unu
iyice ezilir, kalan süt eklenir karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirmeye
yakın şeker eklenir. İlk günlerde süt sulandırılabilir.
Muhallebi, kutu mamalarla da hazırlanabilir. Özellikle inek sütü
proteinlerine duyarlı olan bebeklerde bu durum tercih edilir. Bir su bardağı su
1 tatlı kaşığı pirinç unu karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirildikten sonra
içine 5-6 ölçek hazır mama toz halinde katılır. Topaklanma durumunda tel
süzgeçten geçirilir. Son yıllarda süt çocukluğu döneminde inek sütünün hiç
kullanılmaması yönünde olan görüşler giderek ağırlık kazanmaktadır.
Yoğurt:
Süt kaynatılır, elin dayanabileceği sıcaklığa kadar soğutulur. 1 litre süt
içine bir çorba kaşığı yoğurt 1-2 kaşık sütle sulandırılarak eklenir, yavaşça
karıştırılır. Hareket ettirmeksizin sıcaklığını koruyabilecek şekilde 3-4 saat
bekletilir. Bir kase kadar ikindi öğünü olarak verilir.
Kahvaltı:
Çocuk altı ya da yedi ayını bitirdikten, sebze püresi, muhallebi, yoğurt gibi
gıdalara iyice alıştıktan sonra kahvaltılara başlanır. Süt, beyaz peynir, reçel,
pekmez, ekmek veya bebe bisküvisi başlıca malzemelerdir. Tuzu alınmış bir parça
beyaz peynir ve reçel sütle ezilir. Karışıma ekmek içi katılır. Bu amaçla 3-4
bebe bisküvisi kullanılabilir. Kahvaltıya önce 1-2 tatlı kaşığı olarak başlanır,
miktarı giderek arttırılır. Bal allerji yapma olasılığı nedeniyle bir yaşından
önce tercih edilmez. İstenirse 1 çay kaşığı yağ eklenebilir. Bir süre sonra
peynir, reçel, yağ ve ekmek sütten ayrı olarak verilebilir.
Yumurta:
Katı olarak pişirilmiş yumurtanın sarısı 1 çay kaşığı
miktarından başlanıp giderek arttırılmak suretiyle kahvaltıya ilave olarak
verilir. Bir haftanın sonunda bebeğiniz bir tam yumurta sarısı yiyebilir. İyice
alışmış olan çocuklara yumurta kayısı kıvamında verilebilir. Yumurtanın
beyazının bir yaşında önce verilmesi genellikle tercih edilmez.
Tahıllı Çorbalar:
Mercimek, yoğurtlu yayla, acısız tarhana çorbası gibi gıdalar, taze sebze
çorbalarına alıştırılmış olan bebeklere 7. aydan sonra değişik tatları öğretmek
amacıyla verilebilir.
Köfte:
Sebze çorbasıyla birlikte, yağsız sinirsiz üç kez çekilmiş dana kıymasından
baharatsız olarak hazırlanmış 1-2 köfte 6. Aydan itibaren verilebilir.
Balık ve Tavuk:
Bebeğiniz yedi sekiz aylık olduğunda kıymaya alternatif
olarak püre halinde öğle öğününde tavuk ve kılçıksız balık eti
verebilirsiniz.
Karaciğer:
Kuzu ciğeri tercih edilir. Az tuzlu suda haşlanır, zarı çıkarılır,
rendelenerek balık ve tavuk etleriyle dönüşümlü olarak sebze çorbalarıyla
birlikte verilir.
09 - 12 Ay Bebek Beslenmesi
Çocuğunuz için bu dönemde özel yiyecekler hazırlamanıza gerek yoktur.
Yetişkinler için pişirilen tüm ev yemekleri az yağlı püreler halinde bebeğe
verilebilir.
Bir yaşına basan bebekler aile sofrasına oturtulur, kendi kendine yemesi için
teşvik edilir. Diğer sütlü besinlerin yanı sıra günde bir bardak süt içmesine
özen gösterilir.
Örnek Beslenme Şeması
Sabah: Kahvaltı
1 Bardak şekersiz süt
1 Yumurta sarısı
1 Tatlı kaşığı reçel ya da pekmez
1 Çay kaşığı yağ
1 İnce dilim ekmek veya 3-4 adet bisküvi
Ara Öğün:
Meyve püresi
Öğle:
Kıymalı sebze püreleri
Dolma içleri, sebzeli köfteler
Kuru baklagil püreleri
Bir dilim ekmek içi (sebzelerle)
Akşam:
Muhallebi (veya öğle öğünün aynısı)
Sebze olarak bakla ve patlıcan bebek beslenmesinde tercih edilmez.
1 - 3 Yaş Çocuk
Beslenmesİ
Dokuz aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan anne sütü 2 yaşına dek
anne için uygun olan bir zamanda kesilebilir.
Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa, çatal kaşık kullanma
alıştırmaları yapılabilir. Ailenin diğer fertleriyle birlikte sofrada oturan
çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.
Bu dönemde de çocuklar günde dört öğün beslenmeli, temel besin gruplarından
(süt ve sütlü gıdalar .. etler, yumurta ve baklagiller .. sebze ve meyveler ..
unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tüketmelidirler.
Yemek sırasındaki çocuk davranışlarındaki olumsuzluklarda
aşırı tepki, cezalandırma,aşırı beklenti içinde bulunma yemek zamanını çocuk
için işkenceye çevirebilir.
Çalışan anneler çocuklarını akşam yemeklerinin mutlu bir ortamda geçmesine
özen gösterilmelidirler. Yemek öncesi sakin yorucu olmayan bir oyun veya
istirahat yemeğin keyifli geçmesini kolaylaştırır. Okul öncesi enerji
gereksinmesi arttığı için bunun karşılanmasına özen gösterilmelidir.
Bu yaşta televizyon ve oyun çok çekici oluşundan yemeğe ilgisizlik sık bir
sorundur. Ayrıca yemek seçme de sıktır, haftalarca hep aynı şeyleri yemek
istenmesi nadir değildir. Bu dönemde çocuğun çikolata, şeker, pasta, kola gibi
besleyici özelliği olmayan şeylere alışmamasına özen gösterilmeli. Yemek
saatleri düzenli olmalı ve yemek arasında bu gibi besinlerin verilmesinden
kaçınılmalıdır.
Örnek Günlük Beslenme Programı
Kahvaltı (07.00-08.00)
1 yumurta (gün aşırı)
Ekmek, tereyağı, beyaz peynir, bal-pekmez veya reçel
YASAL UYARI
Bu sitedeki bilgiler tavsiye niteliğinde olup tedavi amaçlı değildir. Uygulamaların sorumluluğu site sahibine ait değildir. Sağlık sorunlarınız için mutlaka bir hekime danışınız.Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız.Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, buradaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Buradaki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.