| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
8 "bebek" etiketi kullanan gönderi "bebek" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 
Oct
25
    
EDA | 25 Ekim 2008 22:54 | 0 fav | etiket: , , , , , ,  

Caden's Birth Video - For more of the funniest videos, click here


 
Sep
10
    
EDA | 10 Eylül 2008 20:35 | 0 fav | etiket: , ,  

Bu sorunun tek bir cevabı var HAYIR !!

Neden ?

Çünkü,bebekler kadınların yumurtalarının erkeğin spermi ile birleşip yani döllenip , döllenmiş yumurta olarak kadının rahmine yerleşmesi ile oluşurlar.
Bebeğin cinsiyetini belirlenmesi bu döllenme sırasındaki spermin karakterine göre oluşur.
Spermlerde iki farklı karakter vardır.
Bunlar ;

X karakteri ( dişi bebek oluşturan sperm) ve

Y karakteri (erkek bebek oluşturan sperm) dir.

Kadında ise yumurtada sadece ve daima X karakteri vardır.

Doğada erkek karakteri XY'dir ,

    kadın karakteri ise XX'dir.

Erkek bebek XY 'den oluşur yani ;

babadan giden sperm Y ise annedeki  yumurta daimi X karakterli olduğu için bebek anneden X'si babadan Y'yi alarak XY olur.

Kız bebek XX'den oluşur yani ;

babadan giden sperm X ise annedeki yumurta daimi X karakterli olduğu için bebek anneden X'si babadan X'si alarak XX olur.

Yani ; bebeğin cinsiyetini babanın verdiği spermin cinsi oluşturur.

Kadının bu konudan hiçbir katkısı yoktur.

Bebeğin cinsiyetini daima baba belirler.

Şimdi düşünün ; erkek çocuk doğuramadı diye yıllardır eziyet edilen kadınların çektiklerini ve hallerini Cahilli,Bilimsizlik,Eğitimsizlik işte bu tip acı sonuçlar doğurur. 

Bir bebeğin cinsiyetinin ne olacağını belirleyen spermin seçimideki tek faktör doğadır.

Bebeğin cinsiyetinin kız veya erkek olma sansı %50 - 50 'dir.

Hangi spermin yumurtayı dölleyeceğini binlerce farklı etken belirler ve bunlar her zaman koşullara göre çok çok farklılıklar göstermektedirler.

Erkek boşaldığında  yaklaşık 200 milyon sperm bırakır.Bu spermlerin içinden enerjisi en fazla olan en haraketlisi yapısı en düzgün olan en güçlüsü ve de o andaki koşullara en uygun olanı diğer spermlerden önce yumurtaya ulaşır ve yumurtayı delerek içine girip onu döller.Bu yüzden bu olasılıklara müdahele etmek onları değiştirmek sansımız yoktur , tabiki şu anki bilgi ve teknolojimizle...

Nedir o zaman bu bebeğin cinsiyetini belirlediği iddia edilen saçmalıklar veya komiklikler ????? ;

En komiği herhalde Çin takvimi diye ortalıklarda gezinen şu gün şu saatte ilişkiye girerseniz bebeğiniz şu , şu gün şu saatte ilişkiye girerseniz bebeğiniz şu cinsiyet olur diyen bir zamanlar tahminimce eğlence olsun diye yapılan yazılan ama bilime inanmayan insanların doğayı zorlayarak hayal aleminde yaşamalarına sebep olan daha sonrada büyük hayal kırıklığı yaşamalarına sebep olan takvimdir.
Bunu eğlence olsun veya cinsel hayatımıza neşe getirsin diye kullanabilirsiniz ama bilimsel amaçla veya bir bebeğin cinsiyetini belirlemek amacıyla değil. Söylenenlerin hepsi gerçek dışıdır hiçbir bilimsel değeri yoktur.

İkinci olarak komik olanı ise ; kadının ve erkeğin çeşitli beslenme rejimlerini deneyerek bebeğin cinsiyetini önceden belirleme çalışmalarına girmeleridir , yok şu kadar süre ekşi yerseniz bebeğiniz şu cinsiyet, yok şu kadar süre tatlı yerseniz bebeğiniz şu cinsiyet olur diye tatlı komasına giren veyahut ekşi yemiş olmak için günlerce pastırma turşu yiyip perişan olan insanlar mevcuttur.Bu fikirde zannedersem ki yapılan bir bilimsel çalışmanın içinde geçen bir bulgunun asparagas haber olarak medya tarafından bütün yazı anlaşılmadan tek cümlenin yazılmış olması ile olabilir.
Bilimsel çalışmada basitçe geçen :
" X karakterli  spermler yani dişi bebek oluşturacak spermler , Y karakterli spermler yani erkek bebek oluşturacak spermler asit veya bazlı ortamlarda farklı haraketlilik gösteriyorlar".
O zaman bunu gazeteci gözüyle alırsak asit ortam ne zaman oluşur tuzlu ve ekşi yiyince , böyle yiyin ki bebeğiniz şu cinsiyet olsun .Hangi ortamın hangi cinsiyet  taşıyan sperme nasıl etki ettiğini özellikle yazmadım biliyorum ki bunu yazsaydım bunu okuyan aklıselim bazı vatandaşlarımız bilimin inadına tuzlu ekşili yemeğe başlayıp daha sonra susuzluktan yanarken "ah yaktın bizi" demesinler diye.

Çok çok özel laboratuar şartları altında tüp bebeğin çok ileri bir tekniği olan mikro-enjeksiyon dediğimiz yöntem uygulanırken sperm seçimi yapılabilmektedir ama bu kanunen ve ahlaken   etik olarakta) yasaktır , yapılmamaktadır. Bildiğim kadarıyla özel izinler altında genetik bazı hastalıkları taşıyan çiftlerin hasta çocukları olmasın diye yapılan uygulamalar çalışma aşamasındadır.

Sonuç olarak ; bebeğinizin cinsiyetinin ne olacağı hakkında şimdilik herhangi birşey yapabilme gücüne yetkisine sahip değilsiniz. Bebeğin cinsiyetinin kız mı? erkek mi? olacağı tamamen doğanın seçimidir , söylentilere kulak asmayınız hayal aleminde yaşamayıp normal bir hamilelik yaşamanızı ve sağlıklı bir bebeğe sahip olmanızı  dileriz .

Kaynak: "Dr.Cenk Kiper www.mutluinsan.com tel: (212) 231 95 53"



 
Aug
05
    
EDA | 05 Ağustos 2008 13:27 | 0 fav | etiket: ,  
Rutin Aşı Takvimi
• Doğum Hepatit B
• 1 ay Hepatit B
• 2 ay BCG
• 2 ay DTP + TOPV
• 3 ay DTP (*) + TOPV
• 4 ay DTP (*) + TOPV
• 6 ay Hepatit B
• 9 ay Kızamık
• 16 ay DTP (*) + TOPV
• 4-6 yaş DTP (*) + TOPV
• 14-16 yaş dT (**)

▪ Hepatit B: B tipi sarılık aşısı.
▪ BCG: Verem aşısı.
▪ DTP: "Difteri Boğmaca Tetanoz" karma aşısı.
▪ TOPV: Ağızdan "Çocuk felci" aşısı.
▪ dT: Eriştin tip difteri aşısı içeren "difteri Tetanoz" aşısı.
(*) İlk karma aşıyla havale ve bilinç kaybı gözlenenlere DT (Difteri Tetanoz" aşısı uygulanır.
(**) Erişkin tip difteri Tetanoz aşısı bulunamazsa yalnızca Tetanoz aşısı yapılır. 10 yılda bir tekrarlanır.

♥ Ana Çocuk Sağlığı Merkezi ve Sağlık Ocaklarında rutin olarak uygulanmayan diğer aşılar:
"Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak" MMR (15. ay ve 5 yaş), "Hepatit A" (0.1.6. ay), "Hemofilus influenza tip b" Hib (DTP+TOPV ile beraber) ve "Su çiçeği" aşılarının (15. ay MMR ile beraber) olanaklar elveriyorsa rutin olarak uygulanması sağlanmalıdır.

√ RUTİN OLARAK UYGULANAN AŞILAR
1983 yılında UNICEF (Dünya Çocukları Yardım Fonu) tarafından başlatılan "Çocuk Yaşatma Devrimi"nin ilkelerinden biri de tüm çocukları aşı ile korunulması mümkün, öldürücü ve sakat bırakıcı altı hastalık olan tüberküloz (verem), difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve kızamıktan korumaktır. Ülkemizde bu aşıların uygulanmasına öncelik verilmektedir. T.C. Sağlık Bakanlığı 1998 yılı itibariyle hepatit b aşısını da rutin aşı takvimi içine almıştır.

Aileler çocuklarını bir yaşını doldurmadan önce b tipi sarılık, tüberküloz, difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve kızamığa karşı aşılatmış olmalıdırlar. Aşılar, çocukları bir çok tehlikeli hastalıktan korur. Aşılanmamış çocuklarda beslenme bozukluğu, sakatlık ve ölümler aşılı olanlardan daha sık görülür.

√ Rutin Olarak Uygulanan Aşılar
• BCG (Verem)
• Difteri-Boğmaca-Tetanoz
• Çocuk Felci (ağızdan, canlı)
• Kızamık
• Hepatit B (B tipi sarılık)

√ Güncel Aşılar
• Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak (MMR)
• Hemofilus influenza Tip B (Hib)
• Hepatit A (A tipi sarılık)
• Asellüler Boğmaca
• Çocuk Felci (adale içine, ölü)
• Su Çiçeği
• Grip (influenza)
• Diğer

√ Geliştirilmekte Olan Aşılar
• Parazit Aşıları
• AIDS'e karşı aşı
• Kanser Aşıları
• Diğer

√ AŞILARIN BİRLİKTE UYGULANMASI
Bir kez uygulanmakla tam bağışıklık sağlaması, aşılanan her bireyde ömür boyu bağışıklık bırakması ideal bir aşının özellikleridir. Zayıflatılmış bazı canlı virus aşıları dışında bu ideale ulaşmak henüz mümkün olmamıştır. Kalıcı ya da uzun süreli bağışıklık için aşıların bir arada ve belli aralıklarla tekrarlar halinde uygulanması gerekmektedir. Aşılama programı, aynı anda bir çok aşının beraber yapılarak, olabildiğince çok sayıda hastalığa karşı direnç gelişimini sağlamalıdır.

Bir arada kullanılan aşılar, iki yolla ugulanmaktadır. Birincisi birden fazla aşının üretim aşamasında aynı enjektör içinde karıştırılarak kullanıma sunulması, ikincisi ise birden fazla aşının farklı enjektörlerde değişik vücut bölgelerine uygulanmasıdır. Aksi belirtilmedikçe aşılar, uygulayan kişi tarafından aynı enjektöre çekilerek karıştırılmamalıdır. Bu durumun bir istisnası karma aşı ile Hib aşısının aynı enjektör içinde verilebilmesidir.

Birlikte kullanıma sunulan aşılar, söz konusu aşılara özgü yan etkileri şiddetlendirmezler. Kombine aşıların en iyi bilineni "karma aşı"dır. (Difteri-Boğmaca-Tetanoz).

Aşağıda bazı kombine aşı grupları sunulmuştur. Her biri son derece güvenilir ve etkili aşılardır.

Kombine Aşılar
Difteri + Boğmaca + Tetanoz DTP
Difteri + Tetanoz DT
Erişkin tip Difteri + Tetanoz dT
Kızamık + Kızamıkçık + Kabakulak MMR
Difteri + Boğmaca + Tetanoz + Ölü Çocuk Felci DTP + IPV
Difteri + Boğmaca + Tetanoz + Ölü Çocuk Felci + H. influenza tip b DTP + IPV+ Hib
Difteri + Tetanoz + Ölü Çocuk Felci DT + IPV
Difteri + Asellüler Boğmaca + Tetanoz DTPa
Difteri + Asellüler Boğmaca + Tetanoz + Ölü Çocuk Felci DTPa + IPV
Difteri + Asellüler Boğmaca + Tetanoz + H. influenza tip b DTPa + Hib
Difteri + Asellüler Boğmaca + Tetanoz + Ölü Çocuk Felci + Hib DTPa+IPV+Hib
Difteri + Asellüler Boğmaca + Tetanoz + Hepatit B DTPa + HBV
Difteri + Asellüler Boğmaca + Tetanoz + Hepatit B + Hib DTPa+HBV+Hib

√ ÖZEL DURUMLARDA AŞILAMA
Böbrek Hastalıkları
Kalp Hastalıkları
Şeker Hastalığı
Allerjik Hastalıklar
Gebelik
Bağışıklık Yetersizliği
İlaç Tedavisi
Sinir Sistemi Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Kanser
Prematürelik

√ Böbrek Hastalıkları
Aşılama sırasında gelişen, "proteinüri" adı verilen, idrarda protein atılımı durumu çoğu kez hekim ve ailede kaygı uyandırır. Böbrek hastalığı olan ya da böbrek hastalığına eğilimi olan çocuklarda proteinürinin ortaya çıkışı sıklıkla aşılamaya ara verilmesine yol açmakta, çocuklar bir çok ciddi hastalığa karşı savunmasız kalmaktadırlar. Fransa gibi bazı ülkelerde kronik böbrek hastalığında aşı uygulanması yasalarla engellenmiştir. Fakat çeşitli araştırıcılar tarafından, aşı takvimlerinde verilen dozlarda ayarlamalar yapılmak suretiyle uygulanan şemalarla güvenilir bir bağışıklamanın sağlanabileceği ileri sürülmüştür.

Böbrek hastalığı olan kimselerde, yapılan çeşitli çalışmalarla, BCG, ağızdan çocuk felci aşısı, karma aşı, kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşılarının güvenle kullanılabileceği kanıtlanmıştır. Yalnızca tifo aşısının yapılması önerilmemektedir. Aşılar olabildiğince hastalığın iyilik dönemlerinde uygulanmalı, bir dozun tamamı uygulanmadan önce azaltılmış dozlar uygulanıp, idrarda protein atılımı ölçülerek durum değerlendirmesi yapılmalıdır.

√ Kalp Hastalıkları
Durumu stabil (durağan) olan çocuklarda aşılama tehlikesiz bir girişimdir. Romatizmal kalp hastalığı olanlarda, aktif dönemde aşı yapılmamalıdır. Kalp hastalığı olan çocuklarda influenza ve kızamık aşıları özellikle ve ilk fırsatta yapılmalıdır.

Şeker Hastalığı (Diabet)
Diabetli çocukların infeksiyonlara direnci çok daha düşüktür. Bu nedenle genel kanının aksine, şeker hastalığı olan çocuklarda aşılama programlarına çok daha fazla önem verilmelidir. Hastalık kontrol altındaysa, çocuğun genel durumu iyiyse, idrarda şeker atılımı en alt düzeylerde ve idrar çıkışı normalse diabtli çocuklarda aşı uygulamalarının herhangi bir sakıncası yoktur. Dikkat edimesi gereken tek konu, tifo ve paratifo aşılarının yarasız ve tehlikeli olduğu için uygulama dışında bırakılması gerektiğidir.

Allerjik Hastalar
Günümüzde yaygın olarak kullanılan aşıların daha saf olarak hazırlanmaları nedeniyle, allerjik bireylerde aşılama sonrasında allerjik reaksiyonlar ve yan etkiler son derece azalmıştır. Aşılar, mikrobun üretildiği ortama ait bazı maddeleri de içerirler. Bazı aşılarda yumuta proteinleri (influenza, kabakulak, kızamık) eser miktarda bulunur. Yumurta allerjisi olanlarda ürtikere yol açabilir. Kimi aşılar ise az miktarda antibiyotik içerir. Kanamisin, neomisin gibi antibiyotiklere allerjisi olanlarda döküntüler meydana gelebilir. Ancak bu gibi reasiyonlar nadiren yaşamı tehdit edecek boyutlara ulaşır.

Allerjik kimselere tifo ve paratifo aşısı yapılmamalıdır. Allerjik çocuklar, hastalıklarının aktif döneminde aşılanmamalıdır. Aşının allerjik kişi için tehlike yaratabileceği bilinen herhangi bir antibiyotik içermediğinden emin olunmalıdır. Şüpheli durumlarda seyreltilmiş aşıyla test yapılabilir.

Gebelik
Hamile Kadınlarda Zarasız Olan Aşılar:
Tetanoz
İnfluenza ( grip )
Çocuk Felci ( ölü IPV )
Kolera
Hepatit B

Yalnızca Gerekli Durumlarda Yapılması Gereken Aşılar:
BCG
Boğmaca
Difteri
Kızamık
Meningokok
Pnömokok
Kuduz
Kabakulak

Hamile Kadınlara Yapılmaması Gereken Aşılar:
Çocuk Felci (canlı TOPV)
Kızamıkçık

Bağışıklık Yetersizliği
Doğumsal ya da sonrada edinilen bağışıklık yetmezliği durumlarında canlı aşılar kesinlikle kullanılmamalıdır. BCG, kızamık, su çiçeği gibi canlı aşılar takvim dışı bırakılmalıdır. İnaktif (ölü) aşılar ise aşının etkin ve güvenilir olduğu kanıtlanmışsa kullanılmalıdır.

İlaç Tedavisi Alan Hastalar
Kortizon ve kanser ilaçları kullanılan çocuklarda canlı aşı kullanımı sakıncalıdır. Bu tip ilaçlar bağışıklık sistemini baskıladıkları için BCG, kızamık ve su çiçeği aşısı uygulamalarından kaçınılmalıdır. Lösemili çocuklar tedavi nedeniyle bağışıklık sistemi baskılanmasının tipik bir örneğidirler. Bu çocuklarda aşılamanın, tedavi başlanmadan üç ay önce bitmiş olması gerekmektedir. 3 - 12 ay içinde ilaç tedavisi almayacak olanlara kızamık aşısı yapılabilir. İnaktif (ölü) aşılar lösemili çocuklarda güvenle kullanılabilmektedir.

Sinir Sistemi Hastalıkları
İlerleyici beyin ve sinir hastalığı olanlarda aşılama yapılmaz. Geçmişinde havale öyküsü olan bebeklerde aşılar dikkatle uygulanır. Boğmaca aşısıyla ilgili ciddi sorunlar ortaya çıkmışsa takvimden çıkarılır. Asellüler boğmaca aşısı (DTPa) ile nörolojik yan etki olasılığı düşüktür. Saralı çocuklarda, havale geçirmeye eğilimli bebeklerde ateş düşürücü ve gerekirse havale önlyici "diazem" koruması altında aşı yapılabilir. Doğumda beyin zedelenmesi nedeniyle arazları olan çocuklarda aşı uygulamaları 1 yaşına dek ertelenmelidir.

Kan Hastalıkları
Kan dinmezliği (hemofili) hastalarında kanamaya eğilim nedeniyle aşılar, hemen altında kemik bulunan, kanama olduğu taktirde kolay baskı uygulanabilecek bir bölgeye yapılmalıdır. Akdeniz anemisi (talasemi) olan çocuklarda olduğu gibi kan nakli gereken durumlarda, canlı aşı yapılacaksa, kan verilmesinden en az 6 hafta sonra aşı uygulanmalıdır.

Kanser
Canlı aşılar kanserli hastalarda sakıncalıdır. Ölü (inaktif) aşıların kullanımı herhangi bir sorun oluşturmaz. Aşıların, hastalığın tedavi uygulanmayan iyilik dönemlerinde yapılması uygun olur. BCG (verem) aşısı canlı aşı olmakla birlikte kanserli hastalarda ciddi bir yan etkiye yol açmaz. Eğer kanserli hasta kuduz bir hayvan tarafından ısırılmışsa, aşı mutlaka yapılmalıdır. Kanser tedavisi tamamlanarak iyileşmiş hastalarda aşılar güvenle verilebilir. Ancak enjeksiyonun radyoterapi ya da ameliyat olunmuş bölgenin dışında bir tarafa uygulanması yerinde olur.

Prematürelik
Yapılan çeşitli araştırmalarla prematüre bebeklerin 2 aydan itibaren aşılanmasının herhangi bir sorun yaratmadığı kanıtlanmıştır. Ancak hastanede yatmakta olan prematürelere, diğer bebeklere bulaşma riski nedeniyle canlı oral çocuk felci aşısı yapılmamalıdır. Vücut ağırlığıyla aşılara bağlı yan etkiler arasında doğrudan bir ilişki olmamakla birlikte Fransa'da BCG aşısının 3 kilogramın altındaki çocuklara uygulanmaması yasal bir zorunluluktur. Ülkemizde bu konuda klinikler arasında farklı uygulamalar mevcuttur.


 
Aug
01
    
EDA | 01 Ağustos 2008 10:10 | 0 fav | etiket: , ,  

Düşük doğum ağırlıklı olanlar da dahil tüm prematüre bebekler çoğu durumda olağan kronolojik yaşlarında aşılanmalıdırlar. Prematüre bebeklerde aşılar zamanında doğan bebeklere uygulandığı gibi tam dozda uygulanmalı ve kesinlikle doz azaltılmamalıdır. Bir bebek 2 aylık olduğunda, difteri ve tetanoz toksoidleri ve aselüler boğmaca (DTaP), Haemophilus influenza Tip B (Hib) konjuge aşısı ve inaktif poliovirus aşısı (inaktif çocuk felci aşısı-IPV) dahil bu yaş için rutin olarak planlanmış aşılar uygulanmalıdır.

Hepatit B aşısı normalde bebeklere doğumda uygulanmaktadır. Prematüre bebeklere Hepatit B aşısı uygulanmasında ise bazı kurallar vardır. Eğer premature bebeğin annesi hepatit B taşıyıcısı ise, yani annenin hepatit B yüzey antijeni pozitif (HbsAg (+) ise, premature bebek doğum yaşı ve kilosu ne olursa olsun doğumda mutlaka hepatit B aşısı olmalıdır. Bu bebeklere aynı zamanda hepatit B aşısının yapıldığı bölgeden farklı bir bölgeye uygulanmak koşulu ile eş zamanlı olarak doğumdan sonraki 12 saat içinde Hepatit B İmmünglobulin (HBIG) uygulanmalıdır. Eğer premature bebeğin annesi Hepatit B taşıyıcısı veya hepatit B hastası değilse bu durumda, doğum ağırlığı 2 kg'dan daha az ve annelerinde HBsAg- negatif olan prematüre bebeklerin aşılanması bebek 2 kg veya daha fazla olmuşsa hastaneden çıkmadan hemen öncesine ya da diğer aşıların verildiği yaklaşık 2 aylık olduğu zamana kadar ertelenmelidir.

Annenin HBsAg (hepatit B virüsünü taşıyp taşımadığı) durumu bilinmiyorsa, aşılama HBsAg pozitif (vücudunda hepatit B virüsü bulunan bir anne) annenin bebeği için önerilenlere uygun olarak gerçekleştirilir, yani bebek doğduğu gün aşılanır. Annenin HBsAg durumu saptanmalıdır ve eğer anne HBsAg pozitif ise çocuğa HBIG uygulanmalıdır. Bebeğin doğum ağırlığı 2 kg'dan az ve annenin HBsAg durumu ilk 12 saat içinde saptanamıyor ise, HBIG verilmedir. Bu ilk aşı bağışıklama serisini tamamlamak için uygulanması gereken 3 doz içinde sayılmamalıdır. Hepatitit B aşılarının tamamlanması için geçerli olacak daha sonraki takvimi annenin HBsAg durumu belirleyecektir.

Kronik solunum yolu hastalığı gelişen prematüre bebeklere 6 aylık olduktan sonraki güz mevsiminde başlayarak her yıl grip (influenza) aşısı uygulanabilir. Diğer kronik rahatsızlıkları bulunan prematür bebeklere ve bebekleri bu yaştan önce hastalıktan korumak için ise aile ve bebeklerin bakımından sorumlu hastane personeli dahil diğer kişilere de grip aşısı uygulanmalıdır. Ayrıca, erken doğum, kronik akciğer hastalığı öyküsü bulunan ya da her iki durumun birlikte bulunduğu bebekler palivizumab ya da Respiratuar Sinsitiyal Virus İmmün Globulin İntravenöz uygulaması ile immünprofilaksi yapılmasından yarar görebilirler.



 
Aug
01
    
EDA | 01 Ağustos 2008 10:09 | 0 fav | etiket: ,  
Bebeklerde kilo azalması

İlk birinci haftada, doğduğu kilosunun %10’unu geçmeyecek oranda kilo azalmasıi normaldir, daha sonra kilo almaya başlamalar Doktoru kontrollerinde bunun takibi yapaacaktırSizdede Bunla ilgili karnesi olacaktır

Bebeklerin ilk idrarı ve gaetası

Bebekler günde 6-8 defa idrar ve yapmaları ve kilo alımları da iyi normal ise anne sütünün yaradığının göstergesidirlk gaetası siyahımsı koyu yeşil ve yapışkandır ve bu gaetaya mekonyum denir 3-5 gün sonra anne sütü aldıkça gaetası sulu, hardal sarısı rengine almaya başlar


 
Aug
01
    
EDA | 01 Ağustos 2008 10:00 | 0 fav | etiket: , ,  
Yeni doğan bebeğinizin hareketleri reflekslerle yönetilmektedir. Yanağını okşarsanız bebek uyarılacak ve emmeye çalışacaktır. Ayak tabanlarına değerseniz dizleri ve ayakları bükülecektir. Birden bir gürültü çıkarırsanız bebeğinizin başı geriye düşecek, boynu uzayacak ve kollarıyla bacakları dışa doğru sallanıp hızla geri gelecektir.

Tüm normal bebekler, istemli motor işlevleri denetimi ele aldıkça önceden bilinen bir sıra içinde kaybolan yine önceden bilinen reflekslerle birlikte doğarlar. Ancak, refleks cevaplarının eksikliği olası bir nörolojik sorunu haber verebilir. Yeni doğan bebeğinizin hastanede yapılan muayenesinin bir kısmı, çeşitli reflekslerin ve yanıtların aydınlığa çıkarılması girişimlerini içerir.

Her ne kadar uykusu gelen ya da yeni beslenmiş bir bebekte daha zayıf olarak görülse de, tüm normal bebekler bu tepkileri veriyor olmalıdır.

"Mora refleksi" yeni doğan bebeklerde görülen en sık ve en önemli tepkilerden biri olup, bebeğiniz yüksek bir ses işitince, pozisyonu ani bir hareketle değiştirilince ya da sert bir harekete maruz kalınca ortaya çıkmaktadır. Bebek ürker, kendini arkaya doğru gerer ve başını geriye atar. Aynı anda kol ve bacaklarını uzatır ve sonra derhal ani bir hareketle vücuduna doğru çeker. Ağlar, sonra ürkerek sarsılır ve sonra bu sarsılmadan dolayı yeniden ağlar.

Bebeğinizi sakinleştirmek için, vücudunun herhangi bir bölgesini sürekli, ama nazik bir şekilde okşayın. Bu arada, kolunu omuzu hizasından bükülmüş şekilde sağlamca tutarsanız bebek sakinleşecektir. Moro refleksi genellikle bebek üç aylık olduğunda kendiliğinden kaybolur.

Bebeğiniz okşamalara karşı çok çeşitli tepkiler verir. Avucunun içini veya ayağının tabanını okşarsanız parmağınıza yapışacaktır (palmar veya plantar yapışma). Bebek ne kadar prematüre doğmuşsa bırakmakta da o kadar daha isteksiz olacaktır. Ayağının ya da elinin üstünü okşarsanız kol ve bacaklarını çekecek, vücudunu yuvarlatacak ve yine parmağınıza yapışacaktır. Palmar yapışma çocuk 6 aylık olunca, plantar yapışma da 10 aylık olunca ortadan kalkar.

"Arama ve emme", bebeğinizin önemli reflekslerinden ikisini oluşturmaktadır. Bebeğin yanağının okşanması arama refleksinin ortaya çıkmasına neden olur. Bebek kendini okşayan nesneye yönelir ve memeyi aramaya başlar. Bunu, emme refleksi izler ve bebeğin ağzının okşanması ile başlatılabilir. Bebeğin ağzının içi bu reflekse en duyarlı olan bölgedir. Emme ve arama refleksleri genellikle, bebek 4 aylık olunca sona erer. Ancak 7 ay boyunca bebekte uyku sırasında ortaya çıkmaya devam ederler.

"Tonik boyun refleksi", bebeğiniz sırtüstü durumda iken ve başı yana çevrilmişken görülür. Bebek, vücudunu yüzünden uzaklaştıracak şekilde gerilir, yüzünün tarafında bulunan kolu uzarken diğer kolu kasılır ve bacakları yukarı çekilir.

Her ne kadar yeni doğanlarda bulunmaktaysa da bu refleks 2 aylık bebeklerde daha belirgindir. Genellikle altıncı ayda kaybolur.

Yeni doğan bebeğinizin "yönelme tepkisi", çevresindeki değişime gösterdiği bir tepkidir, örneğin, bebek yeni bir şey duyar veya görürse uyanıklığı artar, faaliyeti azalır. Başı uyarının merkezine doğru çevrilebilecek ve kalp atışları değişecektir. Bebek tanıdığı bir uyarana uyum sağlarsa kalp atışı yavaşlar; uyaran alışık olmadığı bir nesne ise kalp atışı hızlanır.

Bir bebek kendisini birçok tepki ve refleks nedeniyle koruma yeteneğine sahiptir. Güçlü bir "gag refleksi" nedeniyle, yeni doğan bebeğiniz nefes borusunu açık tutmasına yardımcı olmak amacıyla balgam tükürme yeteneğine sahip olmaktadır. Bebeğin vücudunun bir kısmı soğuk havaya maruz kalacak olursa, tüm vücudunun rengi ve sıcaklığı değişecek, bebek kol ve bacaklarını vücuduna doğru toplayarak soğuğa maruz kalan yüzey alanını azaltmaya çalışacak ve sıcak kalma çabası içinde titremeye ve ağlamaya başlayacaktır. Ayrıca kuvvetli bir "göz kırpma refleksi", bebeğin gözlerinin parlak ışıktan korunmasını sağlamaktadır.

Yeni doğan bebeğiniz ağrıyı en az sizin kadar sevmemektedir ve ondan kaçınmak için gereken her şeyi yapmaya hazırdır, örneğin, bebeğin bacağını acıtırsanız bacağını uzağa kaçıracak, bu yetmezse diğer ayağı ile sizi uzaklaştırmaya çalışacaktır.

Yeni doğan bebeğinizin refleksleri yok olsalar bile -ki çoğu yaşamın ilk yılı içinde kaybolur- yararlarının pek kısa vadeli olduğu söylenemez. Yapılan araştırmalar, bebeğinizin beyninin bu ilk reflekslerden öğrendiği bilgileri sakladığını göstermektedir, örneğin, bebekler doğrulmaya çalışırken bu hareket, başarısız bile olsa, muhtemelen onların uzak (mekân) kavramının gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Benzer şekilde, güçlü tonik refleks bir bebeğin, vücudun her iki yanını ayn ayrı kullanmayı ve ellerinden içgüdüsel değil istemli olarak yararlanmayı öğrenmesine yardımcı olur

kaynak: http://www.hekimce.com/index.php?kiid=177


 
Aug
01
    
EDA | 01 Ağustos 2008 09:58 | 0 fav | etiket: ,  
Beden dili ve konuşma dışında insanın kendisini ifade ettiği başka yollar da vardır. Onun dünyalar kadar geniş ve sırlı iç âlemi, kısmen de olsa bu yolla dışa açılır. Nice hal, ızdırap, umut ve hüzün vardır ki, ancak ağlamakla anlatılır. Bazen de öyle bir mânâ yüklenir ki ağlamaya, onun taşıdığı mânâ, ağlamanın dışında hiçbir tavır ve davranışla anlatılamaz. Kim bilir, belki de yeryüzü için depremler, dağlar için volkanlar ne ise, insan için de ağlamak odur. Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed'in (sas) beyanına göre ağlamak; "Allah'ın rahmetinin bir eseridir..." Hele söz konusu olan bebekler ise, ağlamak Cenab-ı Hakk'ın sonsuz rahmetinin onlardaki küçük bir tecellisidir. Bundan dolayı ebeveynler, bilhassa da anneler, bebekleri ağladığı için üzülmek yerine, Allah'ın rahmetinin muhteşem neticelerini görmeye çalışmalıdır. Çünkü bebeklerin ihtiyaçlarını haber vermek için kullandıkları yegâne dil ağlamaktır.

Bebeğin âlemle temas kurmasını sağlayan ve sosyalleşme yolunda attığı ilk adım olarak görülen ağlama, ihtiyaçların karşılanması için bir ikaz lâmbası gibidir. Bebek, ihtiyaçlarını hisseder; ancak onları karşılayamaz. Başkasının yardımına ihtiyacı olduğunu söylemek için ağlar.

Bebeğin dünya hayatına ağlayarak başlaması zaruri bir ihtiyaçtır. Zira bu ilk ağlamalar bebeğin akciğerlerinin açılmasına, hava almasına ve kalbin çalışmaya devam etmesine vesile olur. O yüzden yeni doğan bir bebek mutlaka ağlamalıdır. Bebek-lerin % 70-80'i doğar doğmaz kendileri ağlar. Şayet ağlamıyorsa kaba etlerine, ayak altlarına vurularak, sırtı okşanarak uyarılır ve ağlaması sağ-lanır. Bu uyarılmalarla bebeklerin % 99'u ağlar. Buna rağmen ağlamıyorsa, ambu denen bir âlet ile ağzından basınçlı hava verilir, nefes alması hâlâ gerçekleşmemişse, nefes borusuna tüp yerleştirilerek ve gerekirse makineye bağlanarak hava alması sağlanır. Çünkü bebeklerin dünya hayatına ağlayarak başlamaları bebeğin sağlığı için son derece önemlidir.

Bebeklerin ilk 15 gün içindeki ağlamaları akciğerlerin kapasitesini genişletmeyi ve kalbin daha iyi çalışmasına vesile olur. Bu yüzden hiç ağlamayan veya çok az ağlayan bebeklerin bu süre içerisinde (ilk 15 gün), ayaklarına vurularak ağlatılması gerekir. Bebek kendiliğinden ağlıyorsa, en azından sinir sistemi, kalb ve akciğerleri sağlıklı çalışıyor demektir.

Bebekler neden ağlar?

İlk haftalarda bebek ağlamalarının sebebini anlamak çok zordur. Bebeklerin ağlamasının en sık sebebi acıkmasıdır. Bebekler çok sık acıkır, bazen emzirmeden 15-20 dakika sonra bile acıkıp ağlayabilir. Bunu emdikten sonra susmasından anlarız. Annesini emdikten hemen sonra ağlamaya başlarsa, bunun iki sebebi vardır: Ya aldığı süt ona yetmemiş yani karnı doymamıştır veya gazı vardır. Bebek zayıfsa ve çok az kilo alıyor ise, ağlamalarının sebebi açlık olabilir. Bebek yeterli süt emip doyduğu halde, mızmızlı bir sesle ağlıyorsa, sevgi ve ilgi eksikliği çekiyor demektir. Süt onun için nasıl maddî bir gıda ise; sevgi, ilgi ve şefkat de o derece ihtiyaç hissettiği mânevî bir gıdadır.
Bebeğin karnı tok ve altı temiz olduğu halde, bacaklarını karnına doğru çekerek acı bir sesle ağlıyor ise, gaza bağlı karın ağrısından şüphelenmek gerekir. İlk üç-dört ayda emerken yuttuğu hava veya hazımsızlıktan dolayı oluşan gazlar, bağırsaklarını gererek sancıya sebep olur.

Kabızlık çeken bebek de, gazı olan bebek gibi rahatsız olur ve ağlayarak bunu belli eder. Kabız olan bebeğin karnı gergindir. Üç günden fazla büyük abdestini yapamayan bebeğin ağlama sebebi kabızlık olabilir. İlk üç ayda bebekler, hazım sistemi olgunlaşıncaya kadar, sık sık kabız ve ishal olabilir. Bağırsak rahatsızlıkları sonucu ağlamaları bitmez. Dördüncü aydan sonra ağlamalar azalır.

Bebekler ayrıca üşümekten veya hararetten de ağlar. Bebekler harekete ihtiyacı varken kımıldamasına izin verilmiyorsa, uyumak istiyorken oynatılıyorsa, yahut aksine oynamak istiyorken uyumaya zorlanıyorsa, burnu tıkalı olduğundan nefes almakta zorlanıyorsa, diş çıkarıyorsa, pişiği varsa, altı ıslaksa ağlar. Bebekler ayrıca aşırı uyarılma durumlarında, korku ve şokta ağlar. Meselâ, aşırı gürültü, âni ve yüksek ses, soğuk bir elle bebeğe dokunma ve keskin kokular da bebeğin ağlamasına yol açabilir.
Bebeğin bulunduğu ortamın havasız veya çok sıcak olması da bebeklerin ağlama sebeplerindendir. Bazen, özellikle de kış gecelerinde, gece yarısı ağlamaya başlayan bebek, 2-3 saat hiç durmadan ağlar. Aile, bebeğin susmayacağını düşünerek doktora götürmeye karar verir. Bebeği dışarı çıkarınca bebek hemen susar. Bunun mânâsı çok açıktır: bebeğin odası çok havasız ve/veya çok sıcaktır. Bu yüzden temiz ve serin havaya çıkan bebek rahatlayarak susmuş hattâ uyumuştur.

Makat çatlakları yahut makatın kasılarak gaz ve gaita çıkışının engellenmesi sebebiyle bebek ağlayabilir. Görünürde ağlamasını açıklayacak bir sebep bulunamazsa, daha ileri araştırmalar yapılır. Kız çocuklarında yaratılış gereği dışkının idrar yollarına bulaşma ihtimali yüksektir. Bu sebepten kız çocuklarında "idrar yolları enfeksiyonu" araştırılmalıdır. Böyle bir hâdiseye karşı ise baştan tedbirli davrananarak kız çocuklarının altı temizlenirken dikkat edilmeli ve büyük abdesti, idrar yoluna bulaştırılmamalıdır. Kulak, boğaz ve bağırsak iltihapları da ağlama ve huzursuzluk sebebidir. Erkek çocuklarda fimozis (sünnet derisinin ucunun darlığı), fıtık, invaginasyon (bebeklerde bağırsakların iç içe geçmesi), hidrosel (yumurtalıkların su toplaması) de ağlama sebebidir. Bunlar ancak uzman doktor tarafından ayırt edilebilir.

Ağlayan bebek nasıl susturulur?

Ağlayan bebekler genellikle kucağa alındığında susar. Bu tesadüfî bir durum değildir. Anne rahminde son dört ayını annesinin kalb seslerini şiddetli bir şekilde duyarak geçiren bebek, alıştığı bu sesten uzak kaldığı için huzursuz olur. Kucağa alındığında duyacağı kalb sesleri, bebeğin kendini tekrar emniyette hissetmesine, huzurlu olmasına vesile olur. Bu sebeple bebeğin ağlamasını durdurmanın en tesirli yolu, onu tutup kaldırmak ve kucağa almaktır. Birinci yıldaki ağlamaların % 85'inin bu şekilde durdurulabildiği görülmüştür.
Emzirme ve hafifçe sallama da, ağlamayı durdurmada tesirlidir. Üçüncü aydan itibaren annenin sesi ve bebeğe bir şeyler göstermek de ağlamayı kesmede müessir olmaktadır. Dördüncü ayda ise, görme ve işitmeye dayalı uyarılar da (sesli ve renkli çeşitli oyuncaklar) bebeğin ağlamasını keser. Hafif bir şekilde bebeği sallama, pozisyonunu değiştirme gibi hareketlerde bebeği yatıştırabilir.

Ağlayan bebeği susturmak için ona emzik vermek doğru değildir. Bebek ağlıyorsa, muhakkak bir sebebi vardır. Bebeğin ağlama sebebini araştırıp ona göre müdahale etmek gerekir. Altı ıslaksa temizlenmeli, acıkmışsa doyurulmalıdır. Gazı varsa, omuz üzerinde sırtı sıvazlanarak gazını çıkarmasına yardım edilmelidir. Bazen bebeğin sırtüstü yatırılarak tekmeler atmasına izin verilmeli, serbest hareketlerle rahatlatılmalıdır. Bebeğinizin sancısı varsa, canı yanıyorsa bunların sebepleri araştırılmalıdır. Bebek bilhassa diş çıkarma döneminde mızırtılı şekilde ağlar. Bu durumda; zararsız, diş kaşıyıcıları ve diş jeliyle kaşıntısı giderilmelidir. Bu müdahalelere rağmen bebek ağlamaya devam ediyorsa, doktora danışmak gerekir.

Bebekler hep aynı şekilde mi ağlar?

Umumiyetle bebek ağlamasının aynı ritm ve tonda olduğu zannedilir. Oysa bebekler ihtiyacına göre farklı şekillerde ağlar. Bebeğin acı, kızgınlık ve açlık belirtmek için çok değişik ve çeşitli ağlama repertuarı vardır. Açlığı belirten ağlamanın ekseriya, sessizlik; nefes, ağlama; sessizlik, nefes şeklinde bir ritmi vardır. Kızgınlık belirten ağlama daha yüksek ve keskindir. Mırıltı ve iniltilerle başlayan normal ağlamanın tersine, acı duyduğunu belirten ağlama daha âni ve canhıraş bir şekilde başlar. Hassas ve tecrübeli anneler, bebeğin ağlama şeklinden neye ihtiyacı olduğunu bilir. Bu, anne ile bebek arasında şifreli bir dildir.

Anne ile bebek arasındaki diyalog

İlk haftalarda bebek, hâlâ kendisini annesinin vücudunun bir parçası olarak algılar. Ana rahmini terk ettiğini geç fark eder. Bazı pedagoglar, doğumdan sonraki bir yılı, "ikinci hâmilelik devresi" olarak adlandırır. Gerçekten de, doğumdan sonraki bir yıl boyunca bebeğin anneye bağlılığı devam eder. Annesinin tatlı öpücükleri, sıcak gülümsemeleri, okşamaları vazgeçemeyeceği mânevî gıdalardır. Anne, çocuğunun altını temizlerken, bezini bağlarken, şefkatli ellerini onun vücudunda gezdirirken, bebek büyük bir mutluluk duyar.
Bebek, ikinci ayda, sesi, görünüşü ve sıcaklığı ile annesinin kendisine en yakın kişi olduğunu hissetmeye başlar. Yanından uzaklaşınca kaybolduğunu zannedip ağlar. Ağladığı zaman annesini başucunda görünce sevinir, neşeyle mırıldanır. Peygamber Efendimiz (sas) de ağlayan çocuğun teskin edilmesini: "Kim ağlayan çocuğunu sakinleşinceye kadar gönüllerse, Cenab-ı Hak cennette ona, memnun oluncaya kadar ita ve ihsanda bulunur." diye teşvik etmiştir.
Eğer bebek acıkmışsa, annenin ayak sesini duyduğunda ağlayarak karnının doyurulması gerektiğini belirtir. Annelerin çoğunun yaşadığı bir tecrübeye göre, bebeğin acıktığı için ağlaması ile annenin memesinden süt akmasının aynı anda yaşanması ancak Cenab-ı Hakk'ın lütfuyla açıklanabilir. Yine Allah (cc) ihtiyaç sahibi âciz yavrunun ihtiyacının karşılanması için anne ile bebek arasında telepatik bir haberleşme bağı kurmuştur. Anne ile bebek arasında mesafe ve engeller de bulunsa, anne, çocuğunun ağladığını, acıyla kıvrandığını veya acıktığını anında hissedebilir.

Uykusu ağır olan annelerin, çocuğunun ağlamasına nasıl olup da uyandıkları, anlaşılması zor bir telepatik sırdır.
Bazı bölgelerimizde, "Bırak ağlasın, çocuk ağlaya ağlaya büyür, ağlayan çocuğun sesi güzel olur, her ağladığında kucağa alırsan şımarık olur." gibi temelsiz bilgiler vardır.

Ağlayan çocuğa hemen müdahale edilmeli mi?

Ağlamaya çok çabuk karşılık vermek ağlamayı teşvik mi eder, yoksa azaltır mı? Bu konuda yapılan araştırma sonuçlarına göre; hemen müdahale edilen bebeklerin geç müdahale edilenlere kıyasla ağlamalarında azalma olduğu belirlenmiştir. Ancak yavaş ve yumuşak ağlayan bir bebeğe (meselâ dinlenmek üzere yatırılmış bir bebek) hemen müdahalenin ağlamayı artırdığı görülmüştür.

Bilhassa 1,5-2 yaş ve üstündeki çocuklarda hemen müdahale, ağlamanın artmasına ve bir alışkanlık haline dönüşmesine sebep olabilir. Bu yaş grubunda, ebeveyn çocuğun bütün ihtiyaçlarının karşılandığını bildiği halde kısa süreli ağlamalarda da hemen müdahale yolunu seçerse, ağlamanın istismar edilmesine ortam hazırlamış olur. Fakat çok uzun süren ağlamalarda müdahale ihmal edilmemelidir. Unutulmamalıdır ki, Efendimiz (sas), çocuk kimin olursa olsun, çocuğun uzun süre ağlatılmamasını ister ve şöyle der: "Uzun kılmak niyetiyle namaza dururum, derken bir çocuk ağlaması işitir, annesine meşakkat vermemek için namazı kısa keserim."

Ağlama, insanlar için bebek-liğinden öldüğü güne kadar güç yetiremediği taleplerini, gücü yeten bir makama arz-ı hâlde bulunmasıdır. Nice şefkat ve merhamet kapısı vardır ki, ancak ağlamakla açılır. İşte bebekler, büyüklerinden; büyükler de Allah'tan sürekli yardım talep etme konumundadırlar. Her yardım isteğine cevap verilmesi de rahmetin bir gereğidir.
Evin içinde bir hayat belirtisi olan bebek seslerinin, aynı zamanda gelecek müjdesi, bereket sebebi ve Allah'ın rahmetine de bir davetiye olduğunu bilerek bebekleri sevgi ve şefkat dolu bir ortamda yarınlara hazırlamaya gayret edilmelidir.


Kaynaklar
1- Ali Çankınlı, Anneliğe ilk Adım Bebeğimi Büyütüyorum, Timaş Yay. 2001, İstanbul
2- Prof. Dr. Haluk Yavuzer, Çocuğunuzun İlk 6 Yılı, Remzi Kitabevi, 2003
3- Prof. Dr. İbrahim Canan, Çocuk Terbiyesi, Cihan Yay. 1995


 
Jul
30
    
EDA | 30 Temmuz 2008 11:55 | 0 fav | etiket: , ,  

4 Ay Bebek Beslenmesi

Anne sütü mükemmel besin içeriği ile kolay hazmedilir, etkili bir biçimde kullanılır. Bebeğinizi hastalıklardan korur, mamalarla beslenmeden daha ucuza mal olur. Bunun ötesinde emzirmek suretiyle, anne bebek bağının kurulması

kolaylaşır, yeni bir gebeliğin gecikmesi ve annenin sağlıklı kalması mümkün olur.

Doğumdan sonraki ilk 4 ayda yalnızca anne sütüyle beslenen bebekler ishal ve zatürre gibi bulaşıcı hastalıklara, alerjik rahatsızlıklara daha az yakalanırlar, daha sağlıklı büyürler. Bu nedenle;

İlk 4 ay bebeğinizi tek başına anne sütüyle besleyiniz. Bu aylarda anne sütüyle birlikte verilen ek besinler bebeğin anne sütünden yeterince yararlanmasını engeller.

Bebeğinizin yalnızca anne sütüyle beslendiği bu dönemde, su kaybına yol açan hastalık halleri dışında ilave su gereksinimi yoktur! Eğer ishal gibi mutlaka su verilmesi gereken bir durum söz konusuysa kaynatılmış su veriniz.

Anne sütünün yetmediği inancıyla doktora danışmadan yeni bir gıdaya başlanmamalıdır. Düzenli kilo alan, günde ortalama 6 kez beslenebilen, bezini günde 6 defa ıslatan bir bebek anne sütünü yeterince alıyor demektir. Kaka sayısı beslenmenin değerlendirilmesinde güvenilir bir işaret değildir.Anne sütünün yeterliliği en iyi çocuğun gereken tartıyı almasıyla anlaşılır. Bu nedenle bebeğinizi düzenli aralıklarla sağlık kontrollerine getiriniz.

Çalışan anneler sütlerini sağdıktan sonra, kaynatılarak steril edilmiş şişelerde oda sıcaklığında 8 saat, buzdolabında 24 saat ve buzlukta dondurarak 6 ay saklayabilirler. Bu amaçla saklanan anne sütü hiçbir zaman kaynatılmamalıdır.Bebeklere ilk yaşın sonuna kadar kaynatılmamış su verilmemesi tavsiye edilir.

04 - 09 Ay Bebek Beslenmesi

Yalnız anne sütüyle beslenen bebeklerde ek gıdalara dördüncü aydan sonra başlanır. 4-6 ay arasında anne sütüyle yeterli büyüme gelişme sağlanıyorsa sadece anne sütüyle beslemeye devam edilir, bu durumda ek gıdalara altıncı aydan sonra başlanır.Bu dönemde çocuğunuza verdiğiniz ek gıdalar anne sütünün tamamlayıcısıdır.

Ek Gıdalar:

Çocuğun ayına uygun büyüme ve gelişme sürecini destekleyen, değişik tatlarla tanışmak suretiyle sonraki aylarda kolay yeme alışkanlığı kazandıran, besleyici değeri yüksek ama allerji yapma niteliği az olan besinlerdir. Meyve suyu veya meyve püresi, sebze çorbası veya sebze püresi, muhallebi, yoğurt, peynir, reçel, bisküvi, ekmek, yumurta bebek beslenmesinde önde gelen ek gıdalardır.Ek gıdaları kaşık ya da bardakla veriniz.Yeni deneyeceğiniz yiyecekleri çocuk açken alışık olduğu yiyeceklerden önce veriniz. Miktarı daima azdan başlayarak arttırınız.

Yeni gıdaların allerji yapıp yapmadığına dikkat ediniz. Bu nedenle aynı gün içinde birden fazla yeni besin denemeyiniz. Şüpheli bir gıdayı kestiğinizde belirtilerin geçip geçmediğini kontrol ediniz. Bir iki gün sonra yeniden deneyiniz.Bebeğinizin hoşlanmadığı önemli yiyecekleri zaman zaman yeniden deneyiniz.

Meyve Suyu:

Elma ve şeftali gibi meyvelerin suları taze olarak 1-2 tatlı kaşığı miktarından başlanarak verilir ve yavaş yavaş arttırılır. Portakal ve mandalina suyunun daha ileri aylarda verilmesi uygun olur.

Meyveler iyice yıkanır, kabukları soyulur ve cam rendede rendelenir. Temiz bir tel süzgeç veya tülbentle süzülerek suyu elde edilir. Meyve suyuna başlandıktan bir iki hafta sonra püre halinde verilebilir. Meyve sularına şeker eklenmemelidir!

Sebze Çorbası:

Meyve suyuna başlandıktan iki hafta kadar sonra öğle öğününde verilmek üzere patates, havuç, pirinç ve taze sebzelerden günlük olarak hazırlanır. Bir iki tatlı kaşığından başlanarak yavaş yavaş arttırılır. Dört haftalık bir süre içinde tam sebze püresine geçilir.

1. Hafta (sebze çorbası): 3-4 su bardağı su, bir tutam tuz, 2 orta boy havuç, 1 orta boy patates 45 dakika kapaklı kapta pişirilir. Tel süzgeçle hiç ezmeden suyu bir başka kaba alınır. Bir çay kaşığı irmik ilavesiyle tekrar 5-10 dakika pişirilir. Sıvı miktarı 200 gram olacak şekilde ayarlanır.

2. Hafta (basit sebze püresi): Aynı şekilde pişirilir. Havuç ve patatesler tel süzgeçten tamamen ezilerek püre olarak geçirilir. Bu pürenin içine yine irmik katılarak mamanın hazırlanması tamamlanır.

3. Hafta (karışık sebze püresi): Havuç ve patatesin yanına 1 çay kaşığı pirinç ve her gün bir yenisi ilave edilmek üzere mevsimlik sebzeler eklenir. Örneğin ilk gün 3-4 yaprak maydanoz, ertesi gün maydanoz ve bir kaç yaprak ıspanak, sonraki gün ilaveten dörtte bir enginar, daha sonra dörtte bir domates gibi .. Tel süzgeçten ya da blenderden geçirilerek elde edilen püreye yine bir çay kaşığı irmik eklenerek 5 dakika daha pişirilir.

4. Hafta (tam sebze püresi): Ayrıntılarıyla anlattığım şekilde hazırlanan püreye 1 çay kaşığı zeytin yağı veya pastörize tereyağı katılır.

Altıncı aydan itibaren sebze çorbası ya da püresine 1 yemek kaşığı kıyma (3 kez çekilmiş yağsız sinirsiz dana) eklenmelidir. Daha erken dönemde sebze çorbasına başlanmış olan bebekler için kuzu ciğeri tercih edilir.

Muhallebi:

Sebze püresinden 1-2 hafta kadar sonra genellikle 5. aydan itibaren akşam (gece değil) öğünü olarak verilir. 1 su bardağı süt, bir tatlı kaşığı pirinç unu, 1 tatlı kaşığı toz şekerle yapılır. Soğuk sütün bir kısmıyla pirinç unu iyice ezilir, kalan süt eklenir karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirmeye yakın şeker eklenir. İlk günlerde süt sulandırılabilir.

Muhallebi, kutu mamalarla da hazırlanabilir. Özellikle inek sütü proteinlerine duyarlı olan bebeklerde bu durum tercih edilir. Bir su bardağı su 1 tatlı kaşığı pirinç unu karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirildikten sonra içine 5-6 ölçek hazır mama toz halinde katılır. Topaklanma durumunda tel süzgeçten geçirilir. Son yıllarda süt çocukluğu döneminde inek sütünün hiç kullanılmaması yönünde olan görüşler giderek ağırlık kazanmaktadır.

Yoğurt:

Süt kaynatılır, elin dayanabileceği sıcaklığa kadar soğutulur. 1 litre süt içine bir çorba kaşığı yoğurt 1-2 kaşık sütle sulandırılarak eklenir, yavaşça karıştırılır. Hareket ettirmeksizin sıcaklığını koruyabilecek şekilde 3-4 saat bekletilir. Bir kase kadar ikindi öğünü olarak verilir.

Kahvaltı:

Çocuk altı ya da yedi ayını bitirdikten, sebze püresi, muhallebi, yoğurt gibi gıdalara iyice alıştıktan sonra kahvaltılara başlanır. Süt, beyaz peynir, reçel, pekmez, ekmek veya bebe bisküvisi başlıca malzemelerdir. Tuzu alınmış bir parça beyaz peynir ve reçel sütle ezilir. Karışıma ekmek içi katılır. Bu amaçla 3-4 bebe bisküvisi kullanılabilir. Kahvaltıya önce 1-2 tatlı kaşığı olarak başlanır, miktarı giderek arttırılır. Bal allerji yapma olasılığı nedeniyle bir yaşından önce tercih edilmez. İstenirse 1 çay kaşığı yağ eklenebilir. Bir süre sonra peynir, reçel, yağ ve ekmek sütten ayrı olarak verilebilir.

Yumurta:

Katı olarak pişirilmiş yumurtanın sarısı 1 çay kaşığı miktarından başlanıp giderek arttırılmak suretiyle kahvaltıya ilave olarak verilir. Bir haftanın sonunda bebeğiniz bir tam yumurta sarısı yiyebilir. İyice alışmış olan çocuklara yumurta kayısı kıvamında verilebilir. Yumurtanın beyazının bir yaşında önce verilmesi genellikle tercih edilmez.

Tahıllı Çorbalar:

Mercimek, yoğurtlu yayla, acısız tarhana çorbası gibi gıdalar, taze sebze çorbalarına alıştırılmış olan bebeklere 7. aydan sonra değişik tatları öğretmek amacıyla verilebilir.

Köfte:

Sebze çorbasıyla birlikte, yağsız sinirsiz üç kez çekilmiş dana kıymasından baharatsız olarak hazırlanmış 1-2 köfte 6. Aydan itibaren verilebilir.

Balık ve Tavuk:

Bebeğiniz yedi sekiz aylık olduğunda kıymaya alternatif olarak püre halinde öğle öğününde tavuk ve kılçıksız balık eti verebilirsiniz.

Karaciğer:

Kuzu ciğeri tercih edilir. Az tuzlu suda haşlanır, zarı çıkarılır, rendelenerek balık ve tavuk etleriyle dönüşümlü olarak sebze çorbalarıyla birlikte verilir.

09 - 12 Ay Bebek Beslenmesi

Çocuğunuz için bu dönemde özel yiyecekler hazırlamanıza gerek yoktur. Yetişkinler için pişirilen tüm ev yemekleri az yağlı püreler halinde bebeğe verilebilir.

Bir yaşına basan bebekler aile sofrasına oturtulur, kendi kendine yemesi için teşvik edilir. Diğer sütlü besinlerin yanı sıra günde bir bardak süt içmesine özen gösterilir.

Örnek Beslenme Şeması

Sabah: Kahvaltı

1 Bardak şekersiz süt

1 Yumurta sarısı

1 Tatlı kaşığı reçel ya da pekmez

1 Çay kaşığı yağ

1 İnce dilim ekmek veya 3-4 adet bisküvi

Ara Öğün:

Meyve püresi

Öğle:

Kıymalı sebze püreleri

Dolma içleri, sebzeli köfteler

Kuru baklagil püreleri

Bir dilim ekmek içi (sebzelerle)

Akşam:

Muhallebi (veya öğle öğünün aynısı)

Sebze olarak bakla ve patlıcan bebek beslenmesinde tercih edilmez.

1 - 3 Yaş Çocuk Beslenmesİ

Dokuz aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan anne sütü 2 yaşına dek anne için uygun olan bir zamanda kesilebilir.

Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa, çatal kaşık kullanma alıştırmaları yapılabilir. Ailenin diğer fertleriyle birlikte sofrada oturan çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.

Bu dönemde de çocuklar günde dört öğün beslenmeli, temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar .. etler, yumurta ve baklagiller .. sebze ve meyveler .. unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tüketmelidirler.

Yemek sırasındaki çocuk davranışlarındaki olumsuzluklarda aşırı tepki, cezalandırma,aşırı beklenti içinde bulunma yemek zamanını çocuk için işkenceye çevirebilir.

Çalışan anneler çocuklarını akşam yemeklerinin mutlu bir ortamda geçmesine özen gösterilmelidirler. Yemek öncesi sakin yorucu olmayan bir oyun veya istirahat yemeğin keyifli geçmesini kolaylaştırır. Okul öncesi enerji gereksinmesi arttığı için bunun karşılanmasına özen gösterilmelidir.

Bu yaşta televizyon ve oyun çok çekici oluşundan yemeğe ilgisizlik sık bir sorundur. Ayrıca yemek seçme de sıktır, haftalarca hep aynı şeyleri yemek istenmesi nadir değildir. Bu dönemde çocuğun çikolata, şeker, pasta, kola gibi besleyici özelliği olmayan şeylere alışmamasına özen gösterilmeli. Yemek saatleri düzenli olmalı ve yemek arasında bu gibi besinlerin verilmesinden kaçınılmalıdır.

Örnek Günlük Beslenme Programı

Kahvaltı (07.00-08.00)

1 yumurta (gün aşırı)

Ekmek, tereyağı, beyaz peynir, bal-pekmez veya reçel

1 bardak süt

Ara Öğün (Saat 10.00) 1 Bardak meyva suyu

Öğle Yemeği ( Saat 11.00-12.00)

Köfte (veya balık, tavuk, karaciğer)

Sebze (veya salata)

Patates (veya pilav, makarna)

1 Bardak süt veya yoğurt

Ara Öğün

Meyve

Akşam Yemeği (18.30-19.00)

Şehriye çorbası (veya makarna, pilav)

Yoğurt (veya süt, muhallebi)